Koronavirüsü yenen bir KOVİD-19 savaşçısı
16.06.2020 22:00

Koronavirüsü yenen bir KOVİD-19 savaşçısı


Haber Üsküdar - Sevim Tuba Güler

2019 yılı Aralık ayında Çin'de başlayıp hızla dünyaya yayılan koronavirüs salgını sürecinde canla başla mücadele eden sağlık çalışanları arasında hastalığa yakalananlar ve hatta hayatını kaybedenler oldu. Türkiye'nin giriş noktalarında ve sınırlarda gerekli her türlü sağlık tedbirlerini almak,  Sağlık Bakanlığı Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü'nün görevleri arasında. Bu kurum bu dönemde tüm personeli ile olağanüstü bir performans sergiledi. Ancak alınan bütün önlemlere rağmen, özellikle havalimanlarında görev yapan personel arasında COVID-19’a yakalananlar oldu. Biz de Haber Üsküdar olarak koronavirüse yakalanan ve iyileştikten sonra yoğun temposuna tekrar dönen bir genel müdürlük çalışanı sağlıkçıyla konuştuk.

Merhaba, kendinizi tanıtır mısınız?

Merhaba, ismim Murat Ayyıldız, 42 yaşındayım, evli ve 1 çocuk babasıyım. Sağlık Bakanlığı Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü'nde görev yapmaktayım.

Hastalanmadan önce COVID-19 hakkında bilginiz var mıydı?

Evet, sağlık çalışanı olmam nedeniyle, sürecin başından beri hastalığı, etkeni, bulaşma ve korunma yolları gibi konuları yakından takip edip bilgi edinmeye çalışıyordum.

Korunmak için yeterli önlem almış mıydınız?

Korunma önlemlerine riayet etmiştim ancak havalimanında görev yaptığım dönemde yüksek riskli olarak kabul edilen ülkelerden gelen kişiler ile aynı ortamda bulundum ve bununla birlikte bahsettiğim riskli ortamlarda görev yapmakta olan diğer sağlık çalışanları ile de aynı sosyal ortamları paylaşmak durumunda kaldım. İtiraf etmeliyim ki, mesai süremizin oldukça uzun olması nedeniyle çalışma alanı içerisinde kişisel koruyucu önlemlere gösterdiğim hassasiyeti, bahsettiğim sosyal ortamlarda sürdürme konusunda zorlandım. İnsan olarak vatandaşlarla ilgilenirken mutlaka daha dikkatli davranıyorsunuz ama verdiğimiz kısa molalarda biraz rahatlama ihtiyacı hissedebiliyorsunuz. Bu da belki yorgunluğun getirdiği bir zafiyet.     

Hastalığa nasıl yakalandığınızı düşünüyorsunuz?

Salgının gittikçe yayılması üzerine haftanın 7 günü ve günlük ortalama 16 saat gibi süreler havalimanında görev yapmam gerekti. Bu çalışma temposu hem vücut direncimin düşmesine neden olarak hastalığa zemin hazırlamış, hem de hastalık etkenine maruz kalma riskimi arttırmış olabilir. Diğer taraftan, yolcular ile aynı ortamı paylaştığım durumlar kişisel koruyucu ekipman kullanımı açısından azami dikkat gösterdiğim zamanlardır. Ancak yolcular ile aynı ortamı paylaşmadığım zamanlarda hastalık taşıma riski yüksek sağlık çalışanları ile aynı ortamları paylaşmaktaydım. Bunlar düşünüldüğünde, hastalığın yurt dışından gelen yolculardan değil de aynı ortamı paylaştığım sağlık çalışanlarından bana bulaşmış olma ihtimali daha yüksek. Bu elbette varsayım, bilimsel olarak kanıtlanmış bir durum değil. 

Hasta olduğunuzu nasıl anladınız, yani nasıl belirtileriniz vardı?

Aslında hasta olduğumu anlayabileceğim belirtileri henüz yaşamadan önce, aynı ortamda birlikte görev yaptığımız sağlık görevlisinin test sonucunun pozitif olduğunu öğrendim. Ben çok yorgun ve bitkindim ama bunu yoğun iş temposuna bağlıyordum. Yakın çalışma arkadaşımın hasta olması, benim de virüsü almış olabileceğim şüphesiyle test yaptırmaya karar vermemi sağladı. Kartal Dr. Lütfi Kırdar Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne başvurdum, COVID-19 testi için numune alındı ve akciğer filmi çekildi. Çekilen akciğer filminde hastalık bulgularının görülmesi üzerine test sonucunun çıkması beklenmeden hastaneye yatışım yapıldı. Hastaneye yattıktan sonraki gün baş ağrısı, tat ve koku duyusu kaybı, iştahsızlık, ateş gibi belirtiler ortaya çıktı ve durumum kötüleşmeye başladı. Öksürük ve hafif nefes darlığı gelişti. Yatışımı izleyen üçüncü gün test sonucumun da pozitif olduğunu öğrendim.

Hastalık sürecini anlatır mısınız, neler yaşadınız?

Hastalık sürecinin büyük kısmını hastanede yatarak geçirdim. Antiviral ve destek tedavisi uygulandı. Hastalığın fizyolojik etkileri (halsizlik, baş ve vücut ağrıları, ateş vb) ile birlikte psikolojik boyutunun da olduğunu belirtmek isterim. Hastane ve tedaviyi gerçekleştiren ekibin yaklaşımı sizi nispeten rahatlatıyor ancak fizyolojik olarak zaten kötü hissediyorsunuz ama psikolojik olarak resmen çöküyorsunuz. Salgının ilk günlerinde, hastalık ve tedavi yöntemleri konusundaki bilgilerin yetersiz olmasından kaynaklanan belirsizlikler ve bugüne kıyasla benim hastalandığım dönemde daha fazla görülen olumsuz sonuçlar sürecin psikolojik boyutunu belirleyen faktörlerdi. Öte yandan hastalığın etkileri benimle sınırlı olmadı. Psikolojik ve fizyolojik olarak ailemi de en az benim kadar etkiledi. Bu zorlu süreci atlatmamda başta eşim olmak üzere yakın aile bireylerimin desteği çok önemliydi. Eşim hastane ve ev izolasyonu sürecinde sürekli yanımdaydı ve sanırım biraz da sağlıkçı olması dolayısıyla çok metanetliydi. Yanınızda sağlam duran ve her anlamda size destek olan, moral veren birisinin olması büyük şans.

Yakınlarınıza ya da sizinle temas eden kişilere hastalık bulaştı mı?

Aynı evde birlikte yaşamamıza rağmen eşim, çocuğum, annem, babam ve teyzeme hastalık bulaşmadı. Bunda birçok faktörün etkili olduğunu düşünüyorum. Bazılarını şöyle sıralayabilirim; Haftanın 7 günü ve günlük 16-18 saatlik çalışma temposu ve hatta havalimanında gecelediğim günler nedeniyle ev halkı ile birlikte geçirdiğim zamanın az olması; Özellikle eşimin de sağlık çalışanı olması nedeniyle risk hakkındaki farkındalığımızın yüksek olması ve evde olabildiğince olası bulaşı engelleyici tedbirleri almamız; Neredeyse her gün aynı ortamı paylaştığım sağlık çalışanının testinin pozitif çıktığını duyar duymaz hastaneye başvurarak test yaptırmam ve gözle görülür semptomlar başlamadan önce hastaneye yatışımın yapılması, böylece bulaştırıcılık döneminin en fazla olduğu zamanları hastanede geçirmem.

Tam olarak iyileştiğinizin kanıtı nedir?

Hastalığın bulaştırıcılık süresi ortalama 14 gün olarak kabul ediliyor. Ben 10 gün kadar hastanede tedavi gördüm ve 14 gün süreyle de evde izole kaldım. Hastaneden taburcu olduktan sonraki süreçte üç gün arayla iki test yapıldı  ve  her ikisinin sonucu da negatif çıktı.  Bu bütün hastalar için iyileşme kanıtı olarak kabul edilen bir prosedür. Ayrıca klinik olarak da kendimi daha iyi hissetmeye başlamıştım. Bununla birlikte, iyileştikten sonra vücut tarafından üretilen antikor varlığına ilişkin testim de pozitif sonuç verdi ki bu hastalığı atlatmış olduğumun ve vücudumun virüse karşı bağışık yanıt oluşturduğunun göstergesi. Bunun ardından özellikle yoğun bakım desteğine ihtiyaç duyan hastaların tedavisinde kullanılmak üzere Kızılay’a plazma bağışında bulundum. Bu dönemde benim gibi hastalığı iyi bir şekilde atlatmış olan gönüllü birçok insandan da plazma alındı ve daha ağır hastaların tedavisinde kullanıldı diye biliyorum ve sanırım sonuçlar da oldukça yüz güldürücü olmuş.

Hastalık sonrası hayatınızda herhangi bir değişiklik oldu mu?

Elbette bu ve benzeri durumlar kişinin kendi ve çevresi ile ilgili bir muhasebe içerisine girmesini de beraberinde getiriyor. Bu muhasebe sonucu şüphesiz hayatı, olayları ve çevrenizdekileri anlamlandırmanızda ve kıymetlendirmenizde değişiklikler oluyor. Ancak süreç henüz çok taze olduğu için asıl değişiklikleri zamanla anlayabileceğimi düşünüyorum. Ama sağlığım ve tedbirler konusunda daha bilinçli ve titiz hareket edeceğim konusunda etkili olduğunu söyleyebilirim.

COVID-19’a karşı hem alanda hem de bedensel anlamda mücadele etmiş birisi olarak bizlere ne tavsiye edersiniz?

Bilgilenin ve bilinçlenin diyorum. Aslında bütün bulaşıcı hastalıklar için korunma önlemlerini uygulamanın ehemmiyeti birinci sırada. Bakteri, virüs ve diğer mikroorganizmalar her zaman her yerdeler. Hijyen kurallarına dikkat edildiği sürece verecekleri zarar en az olacaktır diye düşünüyorum. El ve vücut temizliğine mutlaka önem vermeliyiz. Diğer insanlarla mesafemizi korumalıyız. Kalabalık ortamlara mümkün olduğunca girmeyelim, girmek zorunda kalırsak hiç olmazsa bu salgın döneminde maske kullanalım. Bağışıklık sistemimizi güçlü tutmaya çalışalım. Beslenmemizle, uyku düzenimizle, spor ve  egzersizlerimizle, hayata bakışımızla. Sağlığımızın öncelikli sorumlusu bizleriz ve her şey gibi sağlığımızı kaybetmeden kıymetini bilelim diyorum ve teşekkür ediyorum.