Ömer Koparan: Ölümle burun buruna çalışıyoruz
01.12.2019 11:01

Ömer Koparan: Ölümle burun buruna çalışıyoruz


Haber Üsküdar - Dilan Yelken

Suriye’de sekiz yılı aşkın süredir devam eden savaşın tanığı Anadolu Ajansı (AA) Suriye muhabiri Ömer Koparan ile savaş ve gazetecilik üzerine konuştuk. Merhaba, ilk önce kendinizi tanıtır mısınız? Gazeteciliğe nasıl başladınız?

Merhaba ben Ömer Koparan, Çankırılıyım, evliyim, bir kızım ve bir oğlum var. Anadolu Ajansı Suriye muhabiri olarak görev yapıyorum. İki sene önce Fırat Kalkanı Operasyonu bölgesinde muhabirlik yapan Anadolu Ajansı görevlisi ayrılınca bir açık oluştu ben de başvuru yaptım kabul edildi. 2018’in Ocak ayında Türkiye’nin hakim olduğu, Fırat Kalkanı, El-Bab, Azez ve Cerablus bölgelerinde muhabirlik yaparak göreve başladım. Halihazırda Afrin, El-Bab, Cerablus, Tel Abyad ve Rasulayn bölgelerinde görev yapıyorum.

Sizi savaş muhabiri olarak tanıyoruz. Nedir savaş gazeteciliği? Diğer gazetecilik türlerinden farklı mı? Farklıysa nedir farkı?

Ben 2013 yılında İstanbul’da yaşarken savaşın üçüncü yılında acil insani yardım gerektiği için Suriye’ye bir insani yardım derneğiyle gittim. 5 yıl bölgede çalıştığım için onların örf ve adetlerini benimseyip birlikte yaşamaya, daha doğrusu savaş bölgesinde bulunmaya alıştım. Bölge şartlarına alışık olduğum için birkaç ay eğitim alıp Anadolu Ajansı’nda göreve başladım ve ardından Zeytin Dalı Operasyonu başladı. Benim görevim operasyonun seyrini aktarmaktı. Operasyonun başlamasıyla bir anda çatışmanın ortasında buldum kendimi, mermiler etrafta uçuşuyor, uçak saldırıları, havan atışları… Askerle ilerleyip bilgi aktarımı yapıyorum. Diğer gazetecilik türleriyle farkı anlamışınızdır diye düşünüyorum. Ölümle burun buruna çalışıyoruz.

Yapılan haberler savaşın taraflarını etkiliyor mu sizce?

Bence kesinlikle oluyor. Yapılan yalan haberlerle ortada psikolojik bir savaş dönüyor. Olmayan sayıda ölü ve yaralılar var, şu grup bu bölgeden çekildi vs.

Savaş muhabirleri genelde taraflı olmakla suçlanır. Bu suçlama haklı bir suçlama mıdır, size böyle bir suçlama yöneltilse ne cevap verirdiniz?

Genel konuşmak doğru olur mu bilmiyorum, ben kendi adıma şunları söyleyebilirim; yıllardır bölgedeyim ve birçok grup/taraf olduğunu biliyoruz ama benim için her zaman iki taraf vardı: Zalim ve mazlum. Savaşın ilk yıllarından beri değişmeyen tek şey, masum bedenlere kıyılıyor olması, çocukların katlediliyor oluşu. Böyle bir ortamda evet benim bir tarafım var, şükür ki var, ben bir babayım.

Türkiye’nin Suriye’deki operasyonlarını gazetecilik açısından nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türkiye Suriye’de üç farklı operasyon yaptı ve bu operasyonlar Türkiye için büyük dönüm noktası olan 15 Temmuz’dan sonra yapıldı, sınır güvenliği ve vatan topraklarını korumak için yapılan operasyonlar, bunların yanı sıra bir güç gösterisi bence.  İlk operasyon (Fırat Kalkanı) İslam’ı 100 yıl geriye götüren IŞİD’e karşıydı ve bu operasyonda hava şartlarının olumsuz olmasına rağmen kısa sürede yaklaşık 4 bin kilometre kare alanı terör örgütlerinden arındırdı. Türk kurumları ve belirli STK’lar büyük çaba göstererek bölgeye yerel halkın taşınıp acil ihtiyaçlarını karşıladı, bu büyük bir başarıydı. Türkiye bir konuda eleştirilebilir, bu süreçler yaşanırken gördük ki Türkler komşularını tanımıyor, dillerini ve kültürlerini bilmiyor. Özellikle dil konusu süreçte büyük eksiklikti.

Gazeteciler toplumu doğru bilgilendirme konusunda başarılı mı?

Yerel yayın organları başarılı denebilir, doğrunun peşinde olup onu duyuran haberciler var. Ama uluslararası haberciliğimiz çok eksik, bunu bir örnekle anlatmak isterim. Barış Pınarı Operasyonunda TSK’nın kimyasal silah kullandığı yönünde haberler yapıldı, bunlar yalan haberlerdi, biz biliyorduk ama dünyada çokça ses getirdi, biz Türkiye sınırlarında PKK ve YPG’nin açtığı ateşler sonucu hayatını kaybeden 20 vatandaşımızı, 187 yaralımızı dünyaya duyuramadık. 

Savaş gazeteciliği kadınlar için uygun bir meslek değil diyenler ne kadar haklı?

Ben haklı bulmuyorum, kadınlar gayet başarılı olabiliyor bu alanda. TRT muhabiri Elif Akkuş bu duruma en iyi örneklerden birisidir. Bu işi yapmak isteyen kadınlara yapılabileceğini gösteriyor. Barış Pınarı'nda Cerablus’a giren ilk muhabir kendisiydi ve terör örgütlerinin hedefi oldu, kurşun çelik yeleğine isabet etti. Savaş ortamı duygusallığı kaldıran bir şey değildir, kadın erkek fark etmez, soğukkanlı olup sağlam adımlar atarak çalışılmalıdır. Çalışırken bazen ölümler sayılardan ibaret hale geliyor, duygularınızı yitiriyorsunuz. Mesleğimizin bizden götürdükleri bunlar.

Diğer Medya-İletişim Haberleri