Haber-Fotoğraf: Kadir AYHAN

Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi ile Yakın Doğu Üniversitesi İletişim Fakültesi iş birliğinde düzenlenen 13. Uluslararası İletişim Günleri, “Kıbrıs Türk Medyasının Yapay Zekâ Deneyimleri” başlığıyla gerçekleştirilen kapanış oturumunun ardından sona erdi.

Yakın Doğu Üniversitesi İletişim Fakültesi Turuncu Salon’da gerçekleştirilen kapanış oturumunun moderatörlüğünü Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Süleyman İrvan üstlenirken, oturumda Medya Etik Kurulu Başkanı Aysu Basri Akter, BRT Müdürü Meryem Özkurt, Kıbrıs Postası Dijital Yayınlar Koordinatörü Canan Onurer, Kıbrıs Gazetesi Haber Yazı İşleri Müdürü Aytuğ Türkkan ve Yakın Doğu Üniversitesi İletişim Fakültesi öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. İbrahim Özejder konuşmacı olarak yer aldı. 

Prof. Dr. Süleyman İrvan: "Kıbrıs Türk medyasında yapay zekâ uygulamalarının kullanımını konuşacağız"

“Kıbrıs Türk Medyasının Yapay Zekâ Deneyimleri” başlıklı oturumda medya sektöründe yapay zekâ uygulamalarının haber üretim süreçlerine etkisi, dijital yayıncılıkta dönüşen pratikler ve etik tartışmalar değerlendirildi. İrvan konuşmasında, ”Aslında bu daha çok bir deneyim paylaşımı şeklinde olacak, klasik bir sunum olmayacak. Ben Kıbrıs’ta aralıklı olarak 10 yıl görev yaptım. Bu nedenle hem konuşmacıları hem de Kıbrıs Türk medyasını yakından tanıyorum. Bu oturuma genel bir soruyla başlamak istiyorum. Dünyada büyük medya kuruluşları 2010’lu yıllardan itibaren kendi yapay zekâ sistemlerini kurup kullanmaya başladılar. Ardından hayatımıza ChatGPT gibi üretken yapay zekâ uygulamaları girdi. Kıbrıs’ta bu uygulamalar nasıl kullanılmaya başladı, nasıl karşılandı, biraz bunu konuşmak istiyorum. Günümüzde artık herkes sosyal medyada içerik üreticisi hâline geldi. Özellikle Kıbrıs’ta bu tanımlamanın yaygın kullanıldığını gözlemledim. Bu nedenle yapay zekâyı daha etkili, daha bilinçli ve daha etik şekilde nasıl kullanabileceğimizi konuşmamız gerekiyor. Sadece kullanmak değil, bunun eğitimini vermek ve insanları doğru yönlendirmek de büyük önem taşıyor” dedi.

Aysu Basri Akter: "Uluslararası medyada yapay zekânın çok yoğun şekilde kullanıldığını görüyoruz"

Yapay zekânın uluslararası medyadaki rolünün altını çizen Medya Etik Kurulu Başkanı Aysu Basri Akter, ”Yapay zekâ artık hayatımızda çok aktif bir rol almaya başladı. Biz geçtiğimiz yıl bütün paydaşlarla birlikte bir deklarasyon yayımladık. Özellikle içeriklerde herhangi bir görsel manipülasyon olup olmadığına dair sorgulamaların yapılması gerektiğini vurguladık ve bunu düzenleyen bir madde ekledik. Çünkü bugün baktığımızda, özellikle uluslararası medyada yapay zekânın çok yoğun şekilde kullanıldığını görüyoruz. Özellikle savaş ortamlarında ses, görüntü ve video manipülasyonlarının yapılabiliyor olması çok ciddi riskler doğuruyor ve sonuçları oldukça yıkıcı olabiliyor. Ancak birkaç yıl önceki üretimlerle bugünkü teknolojiyi karşılaştırdığımızda, yapay zekâ alanında çok ciddi bir gelişim yaşandığını da söyleyebiliriz. Ben çok net hatırlıyorum; 2004 yılında bir eğitimdeyken bir röportaj haberimi faks ile göndermiştim. Aradan 22 yıl geçmiş. Bugün geldiğimiz noktada ise en sıradan insanın bile hayatının merkezinde bir şekilde yapay zekâ bulunuyor. Örneğin artık bazı uygulamalar tek başına podcast içerikleri bile üretebiliyor” ifadelerini kullandı.

Meryem Özkurt: “Yapay zekâ kullanımı özellikle editörlük alanında arttı”

Dijital okuryazarlığın atmasına dikkat çeken BRT Müdürü Meryem Özkurt, “Yapay zekâ aslında haber merkezlerinde çok yıllar önce otomasyon sistemlerinde kullanılmaya başlamıştı. Haber yazımından başlayıp en son rejiye kadar insansız şekilde ilerleyen sistemleri ilk olarak NTV uygulamıştı ve bugün hâlâ bu otomasyonlar kullanılmaya devam ediyor. Şu anda yapay zekâ hemen her alanda kullanılıyor ama özellikle editörlük alanında daha yoğun şekilde karşımıza çıkıyor. Biz de hazırlanan içeriklerde yapay zekâ kullanıldıysa bunu açıkça belirtiyoruz. Örneğin bir fotoğraf yükleyip gerekli bilgileri verdiğimde haber metnini oluşturabiliyorum ancak burada yapay zekâ desteği kullanıldığı bilgisini mutlaka paylaşıyoruz. Hatta yapay zekâyı baştan sona anlattığımız bir programımız da olmuştu. Dijital okuryazarlığın artmasıyla birlikte bu konuların anlatımı ve tartışılması da çoğaldı. Bugünün gençleri televizyonun varlığını biliyor ama eskisi kadar izlemiyor. Bu nedenle medya da dönüşmek zorunda kalıyor. Biz yapay zekânın daha çok en masum ve destekleyici tarafını kullanıyoruz. Dijital yayıncılığa geçiş sürecinde özellikle basılı gazetelerle ilgili ciddi tartışmalar yaşandı. “Siz haberleri sabah erken saatlerde dijitalde verdiğiniz için biz gazeteleri satamıyoruz” eleştirileri çok sık gündeme gelmişti. Aslında bugün yapay zekâ konusunda yaşanan tartışmalar da biraz o dönemde dijitalleşme sürecinde yaşananlara benziyor” dedi.

Aytuğ Türkkan: “Muhabirlerin haberi tamamen kendilerinin yazmadığı bir döneme doğru gidiyoruz”

Muhabirlerin yapay zekâ kullanımına değinen Kıbrıs Gazetesi Yazı İşleri Müdürü Aytuğ Türkkan, “Yapay zekâyı basılı gazetede çok yoğun kullanmıyoruz ancak web tarafında aktif şekilde kullanıyoruz. Fakat yapay zekâyı kullanırken aslında onu öğrenmeye de devam ediyoruz. Sosyal medya mecralarını yıllardır kullanıyor olmamıza rağmen hâlâ tam anlamıyla öğrenme sürecindeyiz. Çünkü bu alanlar ciddi uzmanlık gerektiriyor ve kullanırken birçok mesleki ihlalle de karşılaşabiliyoruz. Çoğu zaman hangi aracı nasıl kullandığımızın bile tam olarak farkında olmayabiliyoruz. Bunun yanında yapay zekânın pratik avantajları da var. Örneğin basın toplantılarını çok hızlı şekilde haber metnine dönüştürüp anında yayınlayabiliyoruz. Özellikle web tarafında rakiplerle yarışırken haberi ilk veren olmak önemli hâle geliyor. Ancak burada editöryal süreç büyük önem taşıyor. Ben de zaman zaman bazı olumsuzluklar yaşadım. Özellikle dil çevirilerinde yapay zekâyı kullanıyorum ama bugün geldiğimiz noktada muhabirlerin haberi kendilerinin yazmadığı bir döneme doğru gidiyoruz. Metni okuduğunuz zaman kullanılan dilden bunun bir yapay zekâ ürünü olduğunu anlayabiliyorsunuz. Bu durum gerçek ile gerçek olmayanı ayırt etme konusunda ciddi sorunlar yaratıyor. Özellikle sosyal medyada, mizah ve komedi içeriklerinde yapay zekâ çok daha yoğun şekilde kullanılıyor. Bence bu konu önümüzdeki dönemde daha büyük tartışmalara neden olacak. Çünkü artık yapay zekânın hem mesleki hem de kişisel hayatımızın en önemli noktalarından birinde olacağı açık bir gerçek. Ancak ben biraz daha gelenekselci düşünüyorum; bu sürecin tamamen iyiye doğru bir gidişat yaratacağından çok emin değilim. Bugün elinde telefonu olan herkes “ben gazeteciyim” diyebiliyor ve yapay zekâ bu durumu daha da güçlendirdi. Çok uzun haberlerin yerini artık kısa metinler, tek cümlelik paylaşımlar ve bir fotoğraf eşliğinde verilen içerikler almaya başladı. Yapay zekâ işi kolaylaştırdıkça, bu dönüşümün içinden çıkmak da giderek zorlaşıyor. Açıkçası ileride daha olumsuz sonuçlarla da karşılaşabileceğimizi düşünüyorum” ifadelerini kullandı.

Canan Onurer: "Yapay zekâyı nasıl verimli kullanacağımız önemli"

Yapay zekanın daha etkili kullanılması gerektiğini söyleyen Kıbrıs Postası Dijital Yayınlar Koordinatörü Canan Onurer, “Yapay zekâ artık hayatımızın bir parçası hâline geliyor ve medya dünyasını da doğrudan dönüştürüyor. Veri analizinden infografiklere, çeviriden içerik düzenlemeye kadar birçok işlemi yapay zekâ destekli sistemlerle yürütüyoruz. Bu yüzden bu alana hâkim kişilerle çalışıyor ve çoğunlukla ücretli yapay zeka uygulamalarını tercih ediyoruz. Çünkü güvenilirlik, hız ve doğru sonuç almak bizim için çok önemli. Aslında mesele “yapay zekâ işimizi alacak mı?” sorusundan çok, onu nasıl daha yararlı kullanabileceğimizdir. Ben mesleğime sahip çıkmak için işimi en iyi şekilde yapmaya çalışıyorum. Yapay zekâ bize zaman kazandırabilir, araştırmayı hızlandırabilir, teknik anlamda büyük kolaylık sağlayabilir; ancak insanın sezgisini, sahadaki gözlemini ve duygusunu tamamen veremez. Özellikle medya gibi insan hikâyelerinin merkezde olduğu bir alanda bu fark çok belirgin şekilde hissediliyor. Bugün sosyal medya fenomenleri de var ve bizler kamuoyuna ulaşma noktasında zaman zaman sıkıntılar yaşayabiliyoruz. Bilginin çok hızlı yayıldığı bir dönemde doğruyu koruyabilmek, teyit mekanizmasını güçlü tutmak ve teknolojiyi bilinçli kullanmak daha da önemli hâle geldi. Bu nedenle yapay zekâyı sadece teknik bir araç olarak değil, doğru yönetilmesi gereken bir dönüşüm süreci olarak görmek gerekiyor. Doğru kullanıldığında yapay zekânın medya sektörüne ciddi katkılar sağlayabileceğine inanıyorum" dedi.

İbrahim Özejder: “Habercilik zarar görüyor"

Yapay zekâyla birlikte haber üretmenin kolaylaştığını fakat haberciliğin kötüye gittiğini anlatan Yakın Doğu Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. İbrahim Özejder, “Kıbrıs Türk medyasında yapay zekâ konusuna gelmeden önce, oturumlarda ortaya çıkan bir saptamayı vurgulamazsam eksik kalacağını düşünüyorum. Dijital teknolojiyi kullanmak elbette önemli ancak Kıbrıs Türk medyası, sınırlı reklam gelirleri nedeniyle büyümesi zor olan bir medya yapısına sahip. Bunun yanında bitmek tükenmek bilmeyen bir diğer sorun ise haber hırsızlığı. Korsan yayın yapan, kaynağı belirsiz kişiler tarafından yürütülen gazeteler var. Yapay zekâ ve dijital teknolojiler bu hırsızlığı daha da artırdı. Ben daha çok habere yoğunlaşmak istiyorum. Tabii bu bir araştırmaya dayanmıyor ancak benden bilgi alınarak hazırlanan bazı haberlerin yanlış yansıtıldığını görüyorum. Kolaycılık ve fazla kafa yormadan içerik üretme anlayışı, ortaya çok kötü haberlerin çıkmasına neden oluyor ve habercilik zarar görüyor. Artık 5N1K bile çoğu haberde yer almıyor” dedi.

Oturum, Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Gül Esra Atalay ve Yakın Doğu Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Fevzi Kasap'ın kapanış konuşmaları ile sona erdi.

Gül Esra Atalay: “Yapay zekâ, işi daha iyi ve ilgi çekici hale getirmek için önemli bir araç”

Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Gül Esra Atalay kapanış konuşmasında yapay zekânın çok boyutlu bir olgu olduğunu belirterek, “Aslında konuşmacıların hepsini haklı buldum. Farklı bakış açıları olsa da yapay zekâ gerçekten gazetecilik ya da diğer alanlarda işi yapabiliyorsanız, bunu daha iyi yapabilmenize, yaptığınız işi daha ilgi çekici hale getirmenize yarayan çok önemli bir araç” dedi. Yapay zekâyı kullanıp kullanmamanın gazetecilik ve akademisyenlik açısından yalnızca bir tercih meselesi olmadığını ifade eden Atalay, “Ama konuşmacıların da söylediği gibi, her şey iyiye gitmiyor” ifadelerini kullandı.

Toplumda eleştirel düşünme ve sorgulamanın giderek kaybolduğunu vurgulayan Atalay, “Toplumda eleştirel düşünme giderek kayboldu, sorgulama giderek kayboldu. Her şeyin kolay yapılabileceği ve kolay olanı seçme eğilimi arttıkça aslında yapay zekâya da insanlar bir soru soruyor, ‘Bana yaz’ diyor ve yazılan şeyi alıp olduğu gibi kullanıyor” diye konuştu. Bu şekilde üretilen içeriklerin nitelik açısından bir yere varamayacağını vurgulayan Atalay, “Bu şekilde olursa tabii ki hiçbir şey bir yere gitmeyecek. Çünkü sorgulayan insan yok. Sorgulayan insanı yetiştirmek için artık üniversite çağı da çok geç. Toplumların genel olarak temellerinde bir sarsılma var. Bilişsel çaba harcamak istemeyen, her şeye çok çabuk bir şekilde ulaşmak isteyen, çalışmak istemeyen, düşünmek istemeyen nesiller yetişiyor” dedi. Üniversite döneminde verilen etik ve yapay zekâ eğitimlerinin önemine rağmen daha temel bir sorun bulunduğunu belirten Atalay, “Üniversiteye geldikleri zaman 19-20 yaşındalar. Etik dersi verebiliriz, yapay zekâ öğretmeye çalışabiliriz ama her şeyi kolayca yapmaya çalışan bir insan yine gidecektir, yapay zekâya bir soru soracaktır. Sonra da orada hangi görsel kullanılmış, söylenen şey doğru muymuş yanlış mıymış bunları kontrol etmeden yayımlayacaktır” ifadelerini kullandı. Akademisyen olarak yapay zekâdan yararlandığını da söyleyen Atalay, “Ben de akademisyen olarak yapay zekâdan yararlanıyorum. Ama aslında çok mu kolaylaştırıyor, çok mu hızlandırıyor? Hayır. Ama eğer siz bir şey biliyorsanız, o bildiğinizle çok daha iyi bir şey yapmanızı sağlıyor mu? Sağlıyor, evet. Orada da uğraşmak gerekiyor, bakmak gerekiyor, kontrol etmek gerekiyor. Bir sürü hatası var, onları düzeltmek gerekiyor ki iyi bir şey çıksın. Sonunda çıkıyor ama bunu yapmak için onu yapabilecek gazetecilere, öğrencilere vesaire ihtiyaç var” diye konuştu.

Fevzi Kasap: “Üniversite-sektör iş birliğini daha yoğun ve sistematik hale getirmek zorundayız”

Yakın Doğu Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Fevzi Kasap kapanış konuşmasında, Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi heyetini ağırlamaktan duyduğu memnuniyeti dile getirerek, “Çok mutlu oldum sizi burada görmekten. İnşallah daha sık bir araya geliriz” dedi. Üniversite-sektör iş birliğine önem verdiklerini belirten Kasap, “Üniversite-sektör iş birliğine çok inanıyoruz. YÖKAK kalite süreçlerine bağlı olarak Kıbrıs’taki tüm üniversiteler olarak iki yıl içerisinde akredite olmamız gerekiyor” ifadelerini kullandı. Akreditasyon sürecinde sektörle iş birliğinin önemine dikkat çeken Kasap, “Akreditasyon süreci sektörle iş birliğini öngörüyor. Biz zaten bunu yapıyorduk ama bunu daha yoğun ve sistematik bir hale getirmek durumundayız. Yoksa sınıfta kalacak tüm üniversiteler. Üniversite sınıfta kalırsa arkası gelmeyecek, yani size çalışan da gelmeyecek, üniversiteler ve ekonomiler zarar görecek. O nedenle bu süreci tamamlamak zorundayız” diye konuştu.

Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nazife Güngör’e de teşekkür eden Prof. Dr. Fevzi Kasap, “Üsküdar Üniversitesi Rektörü Sayın Prof. Dr. Nazife Güngör hocama tekrar çok teşekkür etmek istiyorum. Kendileri son dakika katılamadılar. Fakat birlikte sempozyum yapmak noktasında değerli görüp bizlerle iş birliği yapmak istedi ve teklif getirdi. Bizimle yola çıkma önerisinde bulundukları için kendisine çok teşekkür ediyorum” dedi. Prof. Dr. Nazife Güngör’ün iletişim alanındaki akademik kimliğine de değinen Kasap, “Kendisi bir iletişim profesörü. Bu büyük bir şans; hem kadın rektör hem iletişim profesörü” ifadelerini kullandı. Kasap, konuşmasının sonunda Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Gül Esra Atalay’a ve ekibine teşekkür ederek, “Sayın Gül Esra hocama çok teşekkür ediyorum. Çok değer kattınız, çok emek verdiniz. Size ve ekibinize gerçekten çok teşekkür ediyorum. İnşallah iş birliklerimiz artacak, iş birliği protokolü imzalayacağız” diye konuştu.