Kazım Öz: “Sinema direniştir, yasaklar bizi durduramaz”
Türkiye’de bağımsız sinemanın temsilcilerinden Kazım Öz, son filmi “Oyuna Geldik” ile bir kez daha sansürün hedefi
Haber: Erhan AVŞAR
Türkiye’de bağımsız sinemanın temsilcilerinden Kazım Öz, son filmi “Oyuna Geldik” ile bir kez daha sansürün hedefi oldu. Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından yasaklanan film, daha önce bazı yerel yönetimler tarafından da “kamu güvenliği” ve “toplum ahlakı” gibi muğlak gerekçelerle gösterime engellenmişti. Bu gelişme, Türkiye'de sanatın ve ifade özgürlüğünün geldiği noktayı yeniden tartışmaya açtı.
Sansür görünmez bir ağ olarak yayılıyor
Kazım Öz, sansürün artık doğrudan değil, dolaylı yollarla uygulandığını ifade ediyor. Geleneksel yasaklama yöntemleri yerine artık film festivallerine kabul edilmeme, destek fonlarına erişememe, salon bulamama gibi yollarla sanatçılar sistem dışına itiliyor. Bu yeni sansür biçimi, sadece baskıcı değil aynı zamanda görünmezliğiyle daha tehlikeli hale geliyor: "Artık filmlerimizi resmen yasaklamıyorlar ama gösteremiyoruz. Destek alamıyoruz. Salonlar kapılarını kapatıyor. Bu bir sansür değilse nedir?" Bu ifade, medya ve kültürel üretimin devlet tarafından nasıl sistematik biçimde sınırlandırıldığını açıkça ortaya koyuyor. Öz’e göre bu, yalnızca bireysel bir sanatçının değil, toplumun ortak ifade alanının gaspıdır.
Komediye bile tahammül edilmeyen bir siyasi atmosfer
“Oyuna Geldik” filmi, Türkiye’deki yerel siyaset mekanizmasını hicveden bir komedi olarak kurgulanmış. Filmde rüşvet, adam kayırma, dini söylemlerin siyasi amaçlarla kullanılması ve otoriter yapılar gibi konular hicvedici bir dille ele alınıyor. Ancak filmin tam da bu yüzden yasaklandığını belirtiyor Kazım Öz: “İktidarlar gülen insandan korkar. Çünkü gülen insan düşünür, eleştirir ve sorgular” diyor.
Bu açıklama, mizahın neden tehdit olarak algılandığını açıklıyor. Mizah, yalnızca gülmeyi değil, aynı zamanda iktidar yapılarının meşruiyetini sorgulamayı da beraberinde getiriyor. Bu da baskıcı sistemler açısından tolere edilemez bir güç haline geliyor.
Bağımsız sinema: Sistematik dışlanma ve direniş
Kazım Öz’e göre, bağımsız sinema Türkiye’de sistematik biçimde marjinalleştiriliyor. Büyük yapımlar sinema salonlarını domine ederken, dijital platformlar ise çoğunlukla “sorunsuz” ve ticari içeriklere odaklanıyor. Bu tablo, eleştirel, politik veya azınlık temsillerini barındıran yapımları dışlıyor.
“Eğer sistemin dışındaysanız size ne destek veriliyor ne de görünürlük tanınıyor”
Kazım Öz bu dışlanmayı politik bir tercih olarak okuyor ve bağımsız sinemayı bir mücadele alanı, bir direniş biçimi olarak konumlandırıyor. Ona göre sinema, yalnızca estetik bir sanat değil, aynı zamanda toplumsal hafızanın bir aracı ve direnç mekanizmasıdır.
Kazım Öz’ün sinema dili çoğu zaman Kürtçe ile örülüdür. Bu da onun sinemasını yalnızca sanatsal değil aynı zamanda politik bir pratiğe dönüştürüyor. Kürtçe film yapmak, yok sayılan bir kimliği, bastırılmış bir kültürü görünür kılmak anlamına geliyor.
“Kürtçe sinema yapmak, bu ülkede başlı başına bir direniş biçimidir”
Devletin ya görmezden geldiği ya da dolaylı yollardan engellediği bu sinema dili, hafızanın ve kültürel anlatının sürekliliğini sağlamaya çalışıyor. Bu noktada sinema hem bir arşiv hem de bir anlatım alanı olarak işlev kazanıyor.
Öz’ün filmleri sıklıkla bastırılmış toplumsal travmalara, unutulmuş hikâyelere ve doğa ile insan arasındaki ilişkilere odaklanıyor. Ona göre sinema, resmi tarihin dışında kalan, bastırılan, unutturulmak istenen deneyimlerin hafızasını koruyan bir araç.
“Sinema, toplumsal hafızanın son kalesidir”
Bu ifade, sanatın yalnızca bugünü değil, geçmişi de kayıt altına alma işlevini vurguluyor. Resmi anlatılarla silinen tarih, bağımsız sinema aracılığıyla yeniden kuruluyor.
Genç sinemacılara mesaj: Vicdanınızı dinleyin
Kazım Öz, yeni kuşak sinemacılara cesur ve samimi olmaları çağrısında bulunuyor. Özellikle fonlara, ödüllere ya da ticari başarıya odaklanmadan, iç seslerini takip etmelerini öneriyor. Çünkü ona göre gerçek sinema, sistem içinde değil, sistemin dışında doğar: “Gerçek sinema, izleyicinin gözünde bir kıvılcım yaratabiliyorsa başarılıdır.” Bu yaklaşım, sinemanın yalnızca bir meslek değil, aynı zamanda bir vicdan meselesi olduğunu savunuyor.
Yasaklar Türkiye’nin ifade özgürlüğü karnesini zayıflatıyor
“Oyuna Geldik” filmine yönelik yasak, yalnızca bir sanat eserinin engellenmesi değil, aynı zamanda toplumsal tartışma alanlarının da daraltılmasıdır. Öz, bu yasağın Türkiye’nin ifade özgürlüğü karnesini zayıflattığını belirtiyor. Ancak Öz, tüm bu engellemelere rağmen üretmeye devam edeceğini vurguluyor: “Yasaklar, gerçekleri susturamaz. Alternatif yollar bularak anlatmaya devam edeceğiz.”
Sanat bir direniş biçimidir
Kazım Öz’ün sineması, sadece hikâyeler anlatmıyor; aynı zamanda sistemle hesaplaşıyor, bastırılanı görünür kılıyor, sesi kesilenlere mikrofon tutuyor. Oyuna Geldik filminin yasaklanması, bu yüzden sadece bir sansür değil, toplumsal bir fotoğrafın da yansımasıdır. Bağımsız sinema, bu coğrafyada yalnızca bir sanat değil, bir vicdan meselesidir.