Haber/Fotoğraf: Rozerin ÇALIŞICI

Türkiye’nin en yoğun kentsel dönüşüm süreçlerinden birini yaşayan İstanbul’da, her geçen gün yeni inşaatlar yapılıyor. Gündüz saatlerinde kepçe seslerinin yankılandığı sokaklar, gece olduğunda yerini sessizliğe bırakıyor. Temelleri atılmış, inşaatına başlanmış şantiyelerde, malzemelerin ve inşaat alanının güvenliğini ise inşaat bekçileri üstleniyor.

Onlar için asıl hareket gün bittiğinde, zifiri karanlıkta başlıyor. Evlerin ışıkları birer birer sönerken, şehrin görünmeyen yüzleri, gecenin sessizliğinde tek başına mesaiye başlıyor. Gün aydınlanırken o şantiyelerden birinde nöbet tutan bir bekçiden, gecenin sessizliğindeki hikayesini dinliyorum.

İstanbul’da kentsel dönüşümün en yoğun olduğu ilçelerden biri olan Bahçelievler’deyim. Gözlerim inşaat alanlarını tarıyor. Amacım kentsel dönüşümün görünmeyen yüzünde, korumakla görevli oldukları inşaat alanlarında devriye atan gece bekçilerinden birine rastlamak. Dönüşüme onun gözlerinden bakabilmek, hayat hikayesine kulak verebilmek.

Sokağın köşesinde, camından turuncu ışık yansıyan beyaz, küçük bir bekçi kulübesi ilişiyor gözüme. Yaklaştıkça kulübenin hemen sağındaki inşaat alanını görüyorum. Camı hafifçe tıklatıyorum. Gecenin bu saatinde gelen beklenmedik ziyaretçiye rağmen, camın ardından gülümseyerek bakan o yorgun gözlerle karşılaşıyorum… Hikâyesi, Kastamonu Çaybaşı köyünden İstanbul’a uzanan gece bekçisi Ziya Ünal ile yolum işte böyle kesişiyor.

Gecenin soğuğunda hem ısınmak hem de kulübeyi aydınlatmak için kullandığı elektrikli sobasını kapatıp, montuna sıkıca sarılarak dışarı çıkıyor... Hemen yol üstünde bulunan inşaat alanının önünde sohbete başlıyoruz. Art arda gelen sorularımı, sanki yıllardır bu anı beklermiş gibi büyük bir samimiyet ve içtenlikle yanıtlıyor. Belli ki konuşmayı, anlatmayı çok seviyor. Ama işi gereği gece boyunca bu kulübede yapayalnız, sessizlik içinde sabahı bekliyor.

Ziya Ünal 1968 doğumlu, İstanbul’a yıllar önce ayak basmış. Güngören Belediyesinde 22 yıl boyunca temizlik işçisi olarak çalıştıktan sonra emekli olmuş. Günümüzün ekonomik şartları emeklilik maaşıyla yaşamasına imkân vermeyince geçim mücadelesi onu bu kulübeye sürüklemiş. Ziya Ünal için bu sadece bir iş değil, bir “hayat mücadelesi…”

Zifiri karanlıkta adeta bir baykuş dikkati...

“İnşaat hâli bu, şakası olmaz”

Konuşmaya başlamadan önce kısa bir izin isteyip hırsızlık vakalarına karşı güvenliğini sağladığı inşaat alanına göz gezdirerek, elindeki feneri karanlıkta kalan boşluklara, iskele diplerine doğru tutarak kısa bir kontrol sağlıyor. Görünmez tehlikelere dikkat çekip “İnşaat hâli bu, şakası olmaz” diyor. Gecenin bu saatinde burası, gündüz gözüyle gördüğümüz gibi değil. Yetersiz aydınlatma, derin boşluklar, sabitlenmemiş malzemeler ve güvenlik eksiklikleri, gece bekçileri için her adımı riskli hale getiriyor. Medyada sık sık karşılaştığımız  şantiye alanlarındaki ölümlü iş kazalarının nedenlerini, o karanlığın ortasında dikilirken daha iyi anlıyorum. Yanından hiç ayırmadığı feneriyle önümüzü aydınlatırken, bir yandan da gecenin sessizliğini sohbetimizle bozuyoruz.

Her yer beton her yer şantiye: Her şey tek tipleşiyor”

İstanbul’un bitmek bilmeyen kentsel dönüşüm sürecine nasıl baktığını merak ediyorum. Derin bir iç çekiyor. Eski bir belediye işçisi olarak şehrin sokak sokak nasıl değiştiğini, eski komşulukların ve mahalle kültürünün baştan aşağı nasıl değiştiğini anlatıyor. Binaları işaret ederek, “Her yer beton, her yer şantiye her şey tek tipleşiyor. İnsan üzülüyor tabii, eski İstanbul’un o samimi havası kalmadı, her şey birbirine benziyor.” Hemen ardından, ayaklarımızın altındaki beton zemine bakıp düşünceli bir tavırla ekliyor: “Öte yandan, eski binalar da çürüktü, hep deprem korkusu oluyordu tabi, eski binaların yenilenmesi şart ama insan sormadan edemiyor: Bu kadar betonun içinde çocuklar nerede oynayacak? Yeşiller olmadan siz gençler temiz bir hava nasıl soluyacaksınız?” Değişime üzülüyor ama bunun ekmek kapısı olduğunun da farkında. İşini hakkıyla yapmaya çalışıyor.

Yarım kalan okul, bitmeyen öğrenme isteği

Ziya Ünal’ı dinlerken çocuk yaşta okulu bırakmak zorunda kaldığını öğreniyorum. Fakat ilkokul mezunu olmasına rağmen, sohbetimiz boyunca neredeyse kusursuz hitabeti dikkatimi çekiyor. Eğitime ve öğrenmeye olan isteği yıllar geçtikçe artmış. İçindeki o hevesi şu sözlerle anlatıyor; “Okulu çok severdim. Ailemin durumu olmadığı için okuldan alındıktan sonra hep tarlalarda çalışmak zorunda kaldım ama öğrenme isteğim hiç bitmedi.”

Geçmişte bir sokak röportajı sırasında tanıştığı muhabirin kendisine “Türkçeyi ne kadar güzel kullanıyorsunuz çok etkilendik” sözleriyle iltifat ettiğini anlatırken, gözlerinde gizli bir gurur ortaya çıkıyor. Bu onun için sadece bir iltifat değil sanki, yıllardır diri tuttuğu öğrenme hevesinin görülmesi, karşılık bulmasıydı. Askerlikten hemen sonra köyden İstanbul’a göç ettiğinde, görünmez bir toplum baskısıyla karşılaştığını söylüyor, “Köyden büyükşehire geldim, istedim ki insanlar beni hor görmesin. Cahil kalmamak için hep okudum, araştırdım. Boş adam olmak yakışmazdı bana”.

Sohbetimiz ilerlerken küçük kulübesindeki ısıtıcıya su koyup bize birer sallama çay hazırlıyor. Gece geç saatlere kadar açık olan, hemen karşıdaki komşu çiğ köfteci dükkanından bardak, sehpa ve tabure rica ediyor.

Mesai bitmiyor - Oğlunun düğünü için ek iş yapıyor

Ziya Ünal’ın günlük çalışma temposu sadece inşaat bekçiliğiyle sınırlı kalmıyor. Meğer asıl maraton gün bittiğinde başlıyormuş. Dört çocuk ve üç torun sahibi olan Ünal, gece nöbeti bittikten sonra dinlenmek yerine yine aynı sokaklarda kâğıt toplamaya çıkarak ek gelir sağladığını ifade ediyor. Bu çabasının özel bir sebebi var; “Gece burası bitiyor gündüz kâğıt toplamaya çıkıyorum. Oğlum düğün hazırlığı yapıyor ben de babası olarak ona düğün hediyesi, güzel bir takı takmak istiyorum…” Emeklilik yıllarında iki iş birden yapan Ünal’ın hikayesi, dinlerken beni de zorluyor.

En büyük hayali: Arka Sokaklar’da bir rol

Gece bekçilik yapan, gündüzleri ise sokak sokak gezip kâğıt toplayan Ziya Ünal’ın kalbinde ise çocukluğundan beri taşıdığı bambaşka bir hayal var, oyuncu olmak. Küçük yaşlarda çoğunlukla yalnız olması ve dinlediği hikâyeler, onda kamera karşısında olma isteği uyandırmış. Hayat şartları kendisini erken yaşta çalışmaya yönlendirmiş olsa da bu hayal hiçbir zaman tamamen kaybolmamış.

Bugün hâlâ aynı isteği gözlerinin içi parlayarak dile getiriyor. Kamera karşısında olmanın kendisine yakışacağını düşünüyor ve uzun yıllardır yayınlanan Arka Sokaklar dizisinde küçük de olsa bir rol almayı çok istiyor. “Bir gün oynarsam güzel oynarım” diyerek gülümsüyor. O an aklıma, zaman zaman gündeme gelen Arka Sokaklar'ın final iddiaları geliyor. Ama bunu Ziya Ünal'a söylemeye çekiniyorum...

Gece biterken

Bahçelievler sokakları yavaş yavaş aydınlanırken Ziya Ünal ile vedalaşıp inşaat alanına son kez bakıyorum. İstanbul sokak sokak yıkılıp yeniden yükselirken, yalnızca binaların değil, anıların da yerini yeni hayatlara bıraktığını daha derinden hissediyorum... Ziya Ünal gibi çocuklarının ve ailesinin geleceği için gecesini gündüzüne katan, emekliliik yılarını plastik kulübelerde geçiren nice inşaat bekçisi var. Onlar, zifiri karanlıklar içine saklanmış hatıraların da bekçisi… En büyük dostları bazen bir sokak köpeğinin sesi, bazen de cama tıklatan bir yabancının samimi sohbeti…