Serbest gazetecilik, güvencesiz emek demek
Türkiye’de ana akım medyanın daralması, ekonomik kriz ve dijitalleşmenin hız kazanmasıyla birlikte gazetecilik mesleği benzeri görülmemiş
Haber: Eymen GEDEN
Türkiye’de ana akım medyanın daralması, ekonomik kriz ve dijitalleşmenin hız kazanmasıyla birlikte gazetecilik mesleği benzeri görülmemiş bir yapısal dönüşümden geçiyor. Bir zamanlar yüzlerce muhabirin, editörün ve foto muhabirinin bir arada çalıştığı devasa haber odaları, yerini esnek çalışma sisteminin bir parçası haline gelen serbest (freelance) gazetecilere bırakıyor.
Dışarıdan bakıldığında esneklik, bağımsızlık ve mekânsızlık gibi kavramlarla parlatılan bu yeni model, sahada çalışan gazeteciler için çoğu zaman derin bir güvencesizlik, asgari ücretin altında kalan telif ödemeleri ve tükenmişlik sendromu anlamına geliyor. Bu haberde, Türkiye’de sayıları hızla artan serbest gazetecilerin karşılaştığı karmaşık tabloyu sektörün farklı katmanlarından üç önemli isimle değerlendirdik. Merkez Gazetesi Kurucusu ve Genel Yayın Yönetmeni Bayram Şahin, yerel bir yayın organı kurarak bu süreci nasıl dengelediğini ve serbest çalışmanın ekonomik sınırlarını aktarıyor. Sektörde 10 yılı geride bırakan deneyimli serbest gazeteci Seda Karatabanoğlu uluslararası basın kuruluşlarıyla çalışmanın getirdiği disiplini ve profesyonel ağ kurma stratejilerini paylaşıyor. Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Süleyman İrvan da medya kuruluşlarının kadrolu istihdamdan kaçınarak maliyet düşürme odaklı bu modele yönelmesinin, gazetecilik kalitesi ve sosyal haklar üzerindeki etkilerini akademik boyutuyla analiz ediyor.
Haberciliğin dönüşümü: Kriz mi, fırsat mı?
Gazetecilikte serbest çalışma modeli dünyada uzun süredir var olsa da Türkiye’de bu modelin yaygınlaşması, büyük medya sahipliklerinin el değiştirmesi ve dijital yayıncılığın yükselişiyle paralel ilerledi. Medya kuruluşları editoryal bağımsızlık idealinden ziyade sigorta, ofis, yol, yemek ve tazminat gibi sabit maliyetlerden kaçınmak amacıyla kadrolu istihdamı azaltarak dışarıdan “parça başı” iş ve telifli haber almaya yöneldi. Bu dönüşüm habercilik ekosistemine yeni sesler katsa da emeğin değersizleşmesini beraberinde getirdi. Gazeteciler, sadece haber peşinde koşan profesyoneller olmaktan çıkıp kendi vergisini hesaplayan, fatura kesen ve sürekli yeni iş kovalayan yalnızlaştırılmış girişimcilere dönüşmek zorunda bırakıldı. Bu yalnızlaşma hali, psikolojik bir yıpranmayı da beraberinde getiriyor. Haber odasının mesleki dayanışmasından yoksun olan serbest gazeteciler sahada karşılaştıkları polis şiddeti, hukuki tehditler veya hedef göstermeler karşısında arkalarında duracak kurumsal bir avukat ya da bir basın kartı bulamıyor.
Rakamların söylediği: Düşük telifler ve ekonomik çıkmaz
Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) tarafından hazırlanan Basın Özgürlüğü Raporları, serbest gazetecilerin büyük çoğunluğunun düzenli bir gelire sahip olmadığını ve asgari ücret seviyesinde dahi bir kazanç elde edemediklerini ortaya koyuyor. Enflasyon karşısında eriyen telifler nedeniyle bir gazetecinin geçinebilmesi için ayda en az 8-10 kapsamlı dosya haber üretmesi gerekiyor. Ancak araştırma, röportaj ve revizyon süreçleri düşünüldüğünde bu tempo, gazetecileri hızlı ve yüzeysel içerik üretmeye iterek otosansür ve kalite sorunlarını doğuruyor. Üstelik haberin yayımlanması ile telif ödemesi arasında geçen aylarca süre, gazetecileri bir borç sarmalına da mahkûm ediyor.
Bayram Şahin: “Parça başı işle geçinmek imkânsız”
Sektörün hem mutfağında hem de yönetim kademesinde yer alan, Merkez Gazetesi Kurucusu ve Genel Yayın Yönetmeni Bayram Şahin, parça başı iş yapan bir serbest gazetecinin Türkiye şartlarında hayatta kalmasının imkânsızlığını kendi deneyimleriyle anlatıyor. Şahin, serbest gazeteciliğin kağıt üzerinde “girişimcilik” gibi pazarlansa da sahadaki yansımasının “güvencesiz medya işçiliği” olduğunu vurguluyor: “Hiçbir güvencemiz yok. Parça başı serbest gazeteci olarak mevcut ülke şartlarında geçinmek imkânsız. Ben kendimi bu tanımların tam ortasında görüyorum, işçi olsam sürekli bir gelirim olurdu, tam anlamıyla girişimci olsaydım maddi anlamda büyüme imkânı bulabilirdim. Sadece serbest gazetecilik yaparak hayatımı idame ettiremediğim için ikinci bir iş yapmak zorunda kaldım ve kendi yerel gazetem olan Merkez Gazetesi’ni kurdum. Neyse ki gazetem sayesinde Bağ-Kur’dan emekli olabildim ve mesleğe bu şekilde devam ediyorum.” Şahin, kurumsal bir çatının olmamasının en büyük riskinin hukuki süreçlerde yaşandığına dikkat çekiyor: “Bir hata yapıp yanlış bir haber yayımlarsanız veya dava edilirseniz, tazminatı ve tüm hukuki ücretleri kendiniz karşılamak zorundasınız, arkanızda duracak bir kurum yok.” Dijitalleşen dünyada 7/24 çalışmaya hazır olma beklentisine de değinen Şahin, bunun kadrolu veya serbest fark etmeksizin mesleğin özünde olduğunu savunuyor: “Ne kadar çalışırsanız o kadar kazanırsınız. Gazetecilikte kendinizi kanıtlamak veya haberinizi satabilmek için sistem sizi ister istemez sert bir rekabete zorluyor.”
Seda Karatabanoğlu: “İstediğin saatte çalışmak büyük bir yanılsama”
Serbest gazetecilikte 10. yılını dolduran deneyimli gazeteci Seda Karatabanoğlu ise bu çalışma biçiminin romantize edilen yönlerini ve uluslararası medya ile çalışmanın dinamiklerini paylaşıyor. Karatabanoğlu, serbest çalışanların keskin kalıplara sokulmasına şu sözlerle karşı çıkıyor: “İstediğin saatte ve mekânda çalışmak, freelance işleri romantize etmek için kullanılan bir cümle. A’dan Z’ye tüm süreçleri bağımsız gazeteci kendisi yürütüyor. Günümüzde bir kurumda çalışanlar dahi iş güvencesi hissedemezken, bağımsız çalışmanın güvencesizlik barındırması kaçınılmaz. Ancak ben bir masada oturup 10-12 saat kopyala-yapıştır haber girmek yerine özgürlüğü seçtim.” Son yıllarda ağırlıklı olarak uluslararası basın kuruluşları için çalışan Karatabanoğlu, bu sayede ödemelerde gecikme yaşamadığını ve gelir-gider dengesini sürekli üretimde kalarak sağladığını ifade ediyor. Kurumsal avukat eksikliğini meslek örgütlerinin destekleriyle, basın kartı sorununu ise Uluslararası Gazeteciler Federasyonu (IFJ) üzerinden aşmaya çalışıyor.
“Yalnızlık duygusunu dayanışmayla aşabiliriz”
Dijital tükenmişlikle başa çıkmanın yolunu kişisel sınırlar koymakta bulan Karatabanoğlu, serbest çalışanların en büyük düşmanının “yalnızlık” olduğunu belirtiyor: “İlk yıllarda haber odasının eksikliğini hissediyordum ancak zamanla kurduğum bağlar sayesinde bu duygudan uzaklaştım. Sistem bizi rekabete itse de ben dayanışmanın işleri kolaylaştırdığına inanıyorum. Mümkün olduğunca meslektaşlarımla temas halinde olmaya çalışıyorum, aksi halde yalnızlık derinleşiyor ve mesleki olarak kendimi beslemem zorlaşıyor.”
Prof. Dr. Süleyman İrvan: “Herkes ‘yalnız kurt’ olursa sistem herkesi yutar”
Konunun akademik ve yapısal boyutunu değerlendiren Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Süleyman İrvan, serbest gazeteciliğin görünüşte bir özgürlük alanı sağlasa da Türkiye’de ekonomik olarak sürdürülebilir bir model olmadığının altını çiziyor. Prof. Dr. İrvan, medya patronlarının bu modeli tercih etmesinin arkasında tamamen ekonomik bir pragmatizm yattığını belirtiyor: “Bir kişiyi istihdam ettiğinizde sigortasını yatıracaksınız, düzenli maaş ödeyeceksiniz ve işten ayrıldığında da tazminatını vereceksiniz. Serbest gazetecilikle patronlar bu yüklerden tamamen kurtulmuş oluyor.” Bu tespit, Şahin’in “İşçi olsam sürekli bir gelirim olurdu” isyanını da teorik olarak doğruluyor. Hatta İrvan, asıl sorunun medyanın serbest gazetecilerle çalışması değil, “hiç muhabir istihdam etmemeye” doğru gitmesi ve haber ihtiyacını tamamen ajanslardan karşılaması olduğunu belirtiyor. “Basın Kartı Yönetmeliği, serbest gazeteciliği tanımıyor” Mevcut Basın Kartı Yönetmeliği’nin, bir medya kuruluşu tarafından düzenli sigorta yatırılması şartı aradığı için serbest gazetecileri dışarıda bıraktığına dikkat çeken İrvan, hukuki güvencesizliğe dair şu uyarıyı yapıyor: “Kurum avukatları kurumu savunur, serbest çalışan gazeteciler için bu destek geçerli değildir. Bir dava açıldığında gazeteci yapayalnız kalıyor.” Prof. Dr. Süleyman İrvan, devlet politikası olarak Basın İlan Kurumu’nun ilan verirken aradığı “muhabir istihdamı kriterlerinin” denetleyici bir güç olabileceğini belirtiyor. Ancak asıl değişimin gazetecilerin kendi elinde olduğunu vurguluyor: “Serbest gazetecilerin acilen örgütlenmeleri lazım. Herkes ‘yalnız kurt’ gibi davranıp sadece kendisini kurtarmaya çalışırsa sistem herkesi içine çeker ve yutar. Birlikten kuvvet doğar anlayışını unutmamak gerekiyor.”