Haber Üsküdar

Ünlü düşünür ve sosyolog Renata Salecl, Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde Dr. Öğr. Üyesi Koray Kırmızısakal’ın moderatörlüğünde düzenlenen söyleşide öğrenciler ve akademisyenlerle bir araya geldi.

Psikanaliz, siyaset teorisi ve kültürel eleştiri alanındaki çalışmalarıyla tanınan düşünür ve sosyolog Renata Salecl, Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde gerçekleştirilen söyleşide öğrencilerle buluştu. Yeni Medya ve İletişim (İngilizce) Bölümü’nden Dr. Öğr. Üyesi Koray Kırmızısakal’ın moderatörlüğünde düzenlenen etkinlik, öğrenciler ve akademisyenler tarafından yoğun ilgi gördü. Söyleşide Salecl, çağdaş toplumda ideoloji, seçim özgürlüğü ve kaygı üzerine değerlendirmelerde bulundu.

Neoliberal toplumda seçim, kaygı ve cehalet tartışıldı

Jacques Lacan’ın psikanalitik yaklaşımını çağdaş ideoloji eleştirisiyle ilişkilendiren önemli isimlerden biri olarak kabul edilen Renata Salecl’in düşünsel üretimi, psikanalizi toplumsal teoriyle yeniden ilişkilendiren Ljubljana School of Psychoanalysis çevresinde şekilleniyor. Slavoj Žižek, Mladen Dolar ve Alenka Zupančič gibi isimlerle birlikte anılan Salecl, psikanalizin yalnızca bireysel psikolojiyle sınırlı kalmayıp ideoloji, arzu ve iktidar ilişkilerini anlamada da önemli bir araç sunduğunu vurguluyor.

Söyleşide neoliberal ideolojinin bireyleri sürekli seçim yapmaya çağıran yapısı da tartışıldı. Salecl, geç kapitalist toplumlarda özgürlük söyleminin giderek paradoksal bir hal aldığını belirterek bireylerin bir yandan sınırsız seçim imkânına sahip oldukları iddiasıyla karşı karşıya kaldıklarını, diğer yandan bu seçimlerin sorumluluğunu tek başlarına üstlenmek zorunda bırakıldıklarını ifade etti. Bu durumun, “Seçme İkilemi” adlı çalışmasında ayrıntılı biçimde tartıştığı üzere, seçme özgürlüğünün çoğu zaman baskı ve yetersizlik duygusu üreten bir mekanizmaya dönüşmesine yol açtığını dile getirdi.

Etkinlikte çağdaş toplumda kaygının dönüşümü de ele alındı. Salecl, Soğuk Savaş döneminde tehditlerin daha çok dışsal ve belirgin düşman figürleri üzerinden tanımlandığını, günümüzde ise tehdit algısının giderek görünmez ve belirsiz bir hale geldiğini belirtti. Dijital iletişim teknolojileri, sürekli bağlantı halinde olma durumu ve veri takibi gibi gelişmelerin bu kaygı rejimini daha da yoğunlaştırdığına dikkat çekti.

Söyleşide ayrıca bilgi çağında cehaletin nasıl yeniden üretildiği sorusu da gündeme geldi. Salecl, “Cehalet Tutkusu” adlı çalışmasına atıfla, bilmezden gelmenin çoğu zaman basit bir bilgi eksikliğinden değil, bireylerin rahatsız edici gerçeklerle yüzleşmekten kaçınma arzusundan kaynaklandığını ifade etti. Bu bağlamda günümüzde sıkça tartışılan “post-truth” olgusunun yalnızca bilgiyle değil, aynı zamanda ideoloji ve özne psikolojisiyle de ilişkili olduğu vurgulandı.

Söyleşide dijital kültürün özne biçimlenişi üzerindeki etkileri de tartışıldı. Sosyal medya platformları, algoritmik yönlendirmeler ve veri ekonomisinin bireylerin kendilik algısını yeniden şekillendirdiği; çevrimiçi ortamların arzu, kimlik ve aidiyet biçimlerini dönüştürdüğü ifade edildi.

Etkinlik, öğretim elemanları ve öğrencilerden gelen sorularla zenginleşen kapsamlı bir tartışma ortamıyla sona erdi. Felsefe, psikanaliz ve iletişim kuramının kesişiminde gerçekleşen buluşma, çağdaş toplumda bireyin konumuna ilişkin eleştirel düşünceyi derinleştiren verimli bir akademik tartışmaya zemin hazırladı.