Haber: Melek Sueda Aksoylu

Sosyal medya dijital aktivizm çok önemli bir konumda. Kolaylaştırıcı ve öğretici bir etkisi olan sosyal medya, feminist aktivist örgütler tarafından sıklıkla kullanılıyor. Sosyal medyanın aktivist kullanımı açısından, toplumsal bir etkisi olabilme ihtimali ise hâlâ büyük bir soru işareti. Röportajımızda Doç. Dr. Gülüm Şener ile TikTok ve sosyal medya akımlarının, aktivizme ve toplumsal farklara etkilerini konuştuk.

Feminist örgütlerin sosyal medya kullanımını Şener, şu ifadelerle anlatıyor: “Sosyal medyayı kullanmalarının bir diğer boyutu, adalet mücadeleleri. Yani özellikle kadın cinayetlerinin, şüpheli kadın ölümlerinin giderek yaygınlaştığı Türkiye’de feminist hareketlerin farkındalık yaratmak, kamuoyu yaratmak, davaları takip etmek, davalara ilişkin kadınların desteğini almak, davaları gündemde tutmak ve unutulmamasını sağlamak, faillerin cezalandırılmasını sağlamak için sosyal medyayı bir iletişim aracı olarak etkin şekilde kullandıklarını söyleyebiliriz.” TikTok, dünya genelinde aylık 1,6 milyar aktif kullanıcı sayısı ile en çok kullanılan sosyal medya platformları arasında. Sadece Türkiye'de günlük 30 milyondan fazla aktif kullanıcısı olan TikTok, We Are Social verilerine göre Türkiye'de en çok kullanılan ikinci uygulama konumunda. Kullanıcılarının yüzde yetmişinden fazlasının, otuz yaşın altında olduğu bu platform, #MicroFeminism ve #WomenInMaleFields gibi akımlarla gündeme geliyor.

TikTok’ta @iamashleychaney kullanıcı isimli profil tarafından başlanan #MicroFeminism isimli video akımı, kadınların gündelik hayatlarında uyguladıkları ufak feminist ayrıntıları, eylemleri konu alıyor. 663 ayrı gönderide, hemen hemen hepsi kadın olan kullanıcılar karşılaştıkları sorunlara buldukları ufak çözümleri ve hayatlarına entegre ettikleri mikro hareketleri anlatıyorlar. Bu akımın hemen ardından ses getiren bir diğer akım ise #WomenInMaleFields isimli akım. #MicroFeminism akımının ardından kısa sürede 216 binden fazla gönderiye ulaşan #WomenInMaleFields, daha çok profesyonel hayatta cinsiyet temelli eleştiriler almış olan kadınların hikayelerine odaklanıyor. Başlangıçta gelen eleştirileri mizahi bir şekilde eleştiren kadınların paylaşımlarıyla dikkat çeken akım zamanla farklı versiyonlara evrilse de ilk örneklerinde daha çok kadınların iş hayatında karşılaştıkları ayrımcı davranışlar ve cinsiyetçi yorumlar öne çıkıyordu.

#MicroFeminism akımının öznesi olan mikro feminizm kavramı, bireylerin cinsiyet eşitliği için yaptığı küçük ama etkili eylemler olarak tanımlanıyor. Genel olarak kadınların iş hayatında ve günlük hayatta karşılaştıkları cinsiyetçi hareketleri konu alıyor. Buna karşılık olarak toplantılarda kadınların görüşlerine öncelik verme, e-postalarda kadınların isimlerini ilk sıraya koyma, cinsiyetçi bir söylem veya eyleme müdahale etme gibi basit hareketleri konu alıyor. Bu basit eylemlerin gündelik hayata adapte edilmesinin etkili olacağını savunuyor. Dijital feminist aktivizm örneği denilebilecek bu akımlar, bireysel süreçleri ele alıyor. Genel olarak bir kullanıcının video formatı içerisinde kendi deneyimlerini ele aldığı bu içeriklerin Feminist aktivizm üzerinde etkisi tartışılmaya değer. Sorulması gereken başlıca sorulardan bazıları, TikTok akımları gibi mikro hareketlerin günlük hayatta toplumsal cinsiyet eşitliği mücadelesi için somut bir etkisi olabilir mi? Ya da dijital aktivizm, feminist hareketler için ne derece etkili olabilir? TikTok ve benzeri platformlar, eğlence amaçlı kullanımın ötesine geçip gerçek bir toplumsal dönüşüm yaratabilir mi? Bu liste daha uzayıp gidebilir.

Feminist dijital aktivizm

Feminist aktivizmin başlıca amaçlarından biri toplumsal cinsiyet gibi konularda, toplumsal sonuçlar elde edebilmek. Fakat TikTok ve benzeri eğlence temelli platformlar da dijital aktivizm amaçlı akımlar etkili olabilir mi? Feminist aktivizm, sosyal medyanın gelişmesi ve internet aktivizmi sayesinde daha küresel bir hal aldı. Ancak bu gelişmenin TikTok ve benzeri sosyal medya platformlarındaki rolü hala tartışma konusu. Bu bağlamda, dijital feminist aktivizm, Türkiye’de feminist hareketler ve video aktivizmi üzerine çalışan Doç. Dr. Gülüm Şener ile gerçekleştirdiğimiz röportaj hem küresel hem de yerel düzeyde bu hareketlerin etkisini anlamamızı sağlayacak nitelikte. Sosyal medyanın yaygınlaşmasıyla aktivizm biçimleri de farklılaştı. Dijital araçların sağladığı olanaklar sayesinde feminist örgütler, daha geniş kitlelere ulaşma fırsatını yakaladı. Ancak dijital aktivizmin olumlu yanları olduğu kadar olumsuz yanları da mevcut. Türkiye’de feminist aktivistler, dijital medyayı bireysel ve örgütsel olarak oldukça aktif kullanıyor. Kullanım amaçlarının başında kamuoyu gündemini belirleme, politika yapıcılar üzerinde etki kurabilme gibi nedenler geliyor. Aynı zamanda feminist bir dil yaratma, feminist bilgi üretimi, feminist kavramların yaygınlaşmasını sağlamak için de sosyal medya sıkça kullanılıyor.

Sosyal medyayı ‘cinsiyetçi dili alaşağı etmek’ gibi amaçlarla kullanıyorlar

Konuya ilişkin açıklamalarda bulunan Doç. Dr. Gülüm Şener, feminist aktivistlerin gündelik yaşamda kullanılan cinsiyetçi dile karşı mücadele ettiğini vurguluyor. Şener, bu mücadelede sosyal medyanın oynadığı kritik rolü şu sözlerle ifade ediyor: “Dilde de mücadele veriyorlar. Yani sadece kampanya yapmak değil, topluma egemen olan cinsiyetçi dili alaşağı etmek, bununla mücadele etmek için de sosyal medyadan faydalandıklarını görüyoruz.”

Sosyal medya adalet mücadelelerinde kullanılıyor

Adalet mücadelesinde dijital aktivizmin alternatif medya olarak kullanıldığını belirten Şener, açıklamalarını şöyle sürdürdü: “Sosyal medyayı kullanmalarının bir diğer boyutu, adalet mücadeleleri. Yani özellikle kadın cinayetlerinin, şüpheli kadın ölümlerinin giderek yaygınlaştığı Türkiye’de feminist hareketlerin farkındalık yaratmak, kamuoyu yaratmak,  davaları takip etmek, davalara ilişkin kadınların desteğini almak, davaları gündemde tutmak  ve unutulmamasını sağlamak, faillerin cezalandırılmasını sağlamak için sosyal medyayı bir iletişim aracı olarak etkin şekilde kullandıklarını söyleyebiliriz.”

Medya tüm kadınlar için alan açıyor

Kadınlar arasında dayanışmanın artmasına olanak sağlayan medya, sadece feminist hareketler için değil aynı zamanda tüm kadınlar için alan açmakta. Ve sokak eylemlerinin katı kurallarla yasaklanmış olmasına rağmen 8 Mart, 25 Kasım gibi günlerde yürüyüş örgütlenmelerini sosyal medya üzerinden gerçekleştiriyorlar. “Yani sosyal medyanın sokak eylemlerini destekleyici bir tarafı da var.”

Dijital aktivizmin başlıca olumsuz nedeni ‘Dijital Uçurum’

 Dijital aktivizmin olumlu yanları olduğu kadar  olumsuz yanları da mevcut. Bu olumsuzlukların en başında dijital uçurum geliyor. Dijital uçurum, bireyler veya topluluklar arasındaki dijital teknolojilere erişim ve kullanım düzeylerindeki eşitsizliği ifade ediyor. Günümüzde internete ve sosyal medyaya olan ulaşım Türkiye’nin ve hatta dünyanın hiçbir yerinde eşit şartlarda değil. İnternete ulaşımı olan her bireyin dijital okur yazarlık düzeyleri eşit değil. Dijital uçurumun önemini vurgulayan Doç. Dr. Gülüm Şener bu durumu şu sözlerle ifade ediyor: “Özellikle kadınlar  açısından düşünecek olursak, daha kırsal bölgelerde yaşayan, ya da daha geleneksel çevrelerde yaşayan, daha patriyarka’nın egemen olduğu çevrelerde yaşayan  kadınların bu araçlara ve bilgiye erişiminin daha kısıtlı olduğunu söyleyebiliriz.”

Platformların asıl amacı ticari kazanç

Bir diğer olumsuzluk ise aktivizm de kullanılan sosyal medya platformlarının önceliklerinin ticari kazançları ve algoritmalarla işliyor olması. Ücretsiz aktivizm yapılan platformlar gibi görünüyor olsalar bile, aktivist gruplar bu platformlarda görünür olmak için içerik üretim sürecinde platformun dinamiklerine göre hareket etmek zorunda kalıyorlar. Bu platformlar ne kadar özgürlükçü görünüyor olsalar da ped, cinsel sağlık, regl gibi konularda yapılmış olan paylaşımları sansürledikleri açıkça görülüyor.  Feminist hareketlerde dijital aktivizmin olumsuz yanlarından biri de, feministler kadar anti feministlerinde sosyal medya üzerinden kolayca örgütlenebilir hale gelmesi. Bu kolaylık feminist aktivistler için yorucu bir süreç olmaktan başka bir hal almıyor.

Peki feminist aktivizmde TikTok neden tercih edilmiyor?

TikTok Türkiye’de feminist hareketler için çok kullanılan bir platform değil. Peki sadece Türkiye’de 30 milyondan fazla kullanıcıya sahip olmasına rağmen neden TikTok feminist örgütler tarafından düzenli kullanılmıyor?  Aslında bunu anlamak için öncelikle sosyal medya platformlarını hangi amaçlarla kullandıklarını belirlemek gerekli. Türkiye’de feminist örgütler en çok ilk olarak X’i, ikinci olarak Instagram ve üçüncü olarak da Facebook’u kullanıyor. Doç. Dr. Gülüm Şener X’ in en çok kullanım nedeninin, platformun politik tartışmalara daha uygun olduğunu, kullanıcı kitlesinin daha sosyoekonomik, eğitim düzeyinin diğer platformlara oranla daha yüksek olmasına bağlıyor. Örgütlerin Instagram’ı kullanma amaçları ise genç kullanıcıların dikkatini çekmek ve daha fazla insana ulaşmak. Facebook hesapları ise daha ileri yaşlı kullanıcılar için hala varlığını sürdürüyor. Youtube ise sadece arşiv görevi görüyor. Bunların yanı sıra TikTok hesabı olan örgüt sayısı bir elin parmağını geçmeyecek durumda. Şener, örgütlerin neden TikTok kullanmadığını şöyle açıklıyor: “Aslında en temel sebep, feminist örgütlerin yeterince kaynağı yok. Ne insan kaynağı var ne finansal kaynakları  var ne de zamanları var. Ve TikTok’un diğer sosyal medya platformlarından farklı olarak, farklı içeriklere ihtiyaç duyduğunu ve onu çok yakalayamadıklarını belirtiyorlar.”

Dijital aktivizm ve feminist hareketin çatışması

Dijital aktivizm ve feminist hareket arasındaki bir diğer çatışma ise yapısal farklar diyebiliriz. Sosyal medya platformları algoritmaları gereği, izlenecek okunacak ve görülecek paylaşımları öne çıkarma eğilimde. Bunun feminizme yansıması ise pek mümkün görülmüyor bu durumu Doç. Dr. Gülüm Şener şöyle açıklıyor: “Sosyal medya daha çok anlık olanı, akıcı olanı, sansasyonel olanı öne çıkarıyor. Birçok mesajı da bağlamından kopararak öne çıkarıyor. Sosyal medya platformlarında mesajınızın mümkün olduğunca kısa olması gerekiyor. Etkili olabilmesi için bir, iki çarpıcı cümleyle bunu videolarda dile getirmeniz gerekiyor. Ama feminizm böyle bir şey değil ya da feminist örgütlenme tam olarak böyle bir şey değil. Daha derin tartışmalara ihtiyaç duyuyor. Dolayısıyla burada da bir çakışma olduğunu söyleyebiliriz.”  

Sosyal medyanın, dijital aktivizmin toplumsal ve somut  sonuçlar konusunda etkisi her ne kadar tartışılsa da kullanıcıları bilinçlendirdiği yadsınamaz bir gerçek. Şu an sosyal medya kullanan birçok insan İstanbul Sözleşmesi’nin ne olduğuna veya 6284 sayılı kanunun içeriğine az çok hâkim durumda. Doç. Dr. Gülüm Şener bu durumu şu sözlerle açıklıyor: “Sosyal medyada dönen feminist mesajlar bir nebze de olsa farkındalık yaratıyor ama uzun soluklu bir toplumsal dönüşüm ve uzun soluklu bir mücadeleye yol açtığını söylemek biraz abartılı olacaktır diye düşünüyorum.”

TikTok’un bireyselliği

#MicroFeminism ve #WomenInMaleFields akımlarının en temel ortak özelliği bireyin özne durumunda olması. Bu durum bireylerin aktivizminden oluşuyor, var olan kolektif dayanışma bu akımlarda görünür durumda değil. TikTok gibi görsel ve etkileşim odaklı platformlara uyum sağlamak adına daha çok kişinin kendi yüzünü içeren kendi deneyimlerini konu alan video akımlar ön plana çıkıyor. Temel olarak amaç algoritmalara uyum sağlamak ama bu durum ne kadar etkili olabilir?

Doç. Dr. Gülüm Şener bu durumu şu şekilde anlatıyor: “Neoliberal dönem bizim kolektifler olarak bir araya gelmemize izin vermiyor ve biz bunu sosyal medya üzerinden bireysel eylemlerle dile getiriyoruz. Bireysel bir şekilde yapıyoruz. Aslında eylem tarzımız, aktivizm tarzımız da giderek kişiselleşiyor ama işte kişisel ne kadar toplumsal dönüşüme yol açar. Yine orada bir soru işareti koyabiliriz. Bu demek değildir ki mikro feminizmi desteklemiyorum. Hayır, onun da faydası olduğunu düşünüyorum. En azından toplumsal cinsiyet rollerini, toksik ilişkileri, kadına şiddeti ve diğer kavramları sorgulamamız anlamında bizim beynimizde bir şey çakıyor, bize fikir veriyor. Bir farkındalık oluşturduğunu kesinlikle düşünüyorum ama bunun örgütlü bir toplumsal mücadeleyle de eş tutulamayacağına inanıyorum.”

Peki bu akımlar Türkiye’de neden bu kadar ses getirmedi?

Bunun başlıca nedeni Türkiye’de feminist gündem çok yoğun. Kadın cinayetleri, gün geçtikçe kötüleşen kadın hakları gibi daha zor konulara odaklandıkları için bireylerin ve örgütlerin akımlara ayak uyduramamaları oldukça doğal. Aynı zamanda, bu akımların Türkiye kültürüne oldukça bireysel kaldığı görüşü de yaygın. Bu duruma dikkat çeken Doç. Dr. Gülüm Şener, şu ifadelerde bulunuyor: “Bizim sosyal medyadan gördüğümüz bu feminist mesajları hayatımıza nasıl uyarlayacağız? Gerçekten evdeki iş bölümünü değiştirecek mi? Bir devrime yol açacak mı? Bunlardan emin olamıyorum. Açıkçası bunu söylemek biraz iddialı olacak diye düşünüyorum. Mikrofeminizm bana daha Batı tipi, Batı kültürüne özgü bir aktivizm biçimi gibi geldi.”