Haber-Fotoğraf: Nur MEYDANCI

İlkokul çağındaki öğrencilerde görülen matematik kaygısı, oyun temelli öğrenme yöntemleriyle azaltılabiliyor. Uzmanlar, matematiğin günlük yaşamla ilişkilendirilmesinin ve derslerin somut materyallerle desteklenmesinin çocukların öğrenme motivasyonunu artırdığını belirtiyor.

İstanbul’da bir ilkokul sınıfında sıralar kenara çekiliyor, rengârenk malzemelerle küçük bir “bakkal” kuruluyor. Bir öğrenci hayali parayla alışveriş yaparken, diğeri para üstünü hesaplamaya çalışıyor. Bu sınıfta matematik, yalnızca tahtaya yazılan formüllerden ibaret olmaktan çıkıyor; oyun, canlandırma ve gündelik yaşam deneyimleriyle öğrenilen bir alana dönüşüyor.

Raporlar başarıya işaret etse de matematik kaygısı sürüyor

Uluslararası eğitim raporları, Türkiye’nin matematik alanında ilerleme kaydettiğini gösteriyor. PISA 2022 sonuçlarına göre Türkiye, matematik alanında 2018 yılına kıyasla 3 sıra yükselerek 39. sıraya yerleşti. İlkokul 4. sınıf düzeyini kapsayan TIMSS 2023 sonuçlarında ise Türkiye, 2019 yılında 58 ülke arasında 23. sıradayken 2023’te 8. sıraya yükseldi.

Veriler olumlu bir tablo ortaya koysa da matematik, öğrenciler için hâlâ en çok kaygı duyulan dersler arasında yer alıyor. Uzmanlar, istatistiksel başarıya rağmen öğrencilerin matematiğe karşı geliştirdiği görünmez savunma duvarlarının sürdüğünü belirtiyor. Bu durum, eğitim literatüründe “matematik kaygısı” olarak tanımlanıyor.

Özlem Ünsalan: “Sıraları çektik, bahçeye indik”

Özel bir okulda ilkokul düzeyinde görev yapan Matematik Öğretmeni Özlem Ünsalan, geleneksel yöntemlerin çocukların motivasyonunu olumsuz etkileyebildiğini belirtiyor. Matematik öğretiminde somutlaştırmanın önemine dikkat çeken Ünsalan, sınıfta uyguladığı yöntemleri şu sözlerle anlatıyor:

“Çocuk derse ‘Problem çözemiyorum’ diye geliyor. Evden malzemeler getirtip sınıfta bir market kuruyoruz. Çocuğun bu marketteki işlem becerisi, defterde soru çözmesine kıyasla tamamen değişiyor çünkü canlandırıyor. Kare ve dikdörtgen konusunu işlerken bahçeye iniyoruz. Çocuklarla el ele tutuşup köşeleri ve kenarları oluşturuyoruz. ‘Komşun kim, köşen kim?’ sorularının cevaplarını canlandırdıklarında öğrenme kalıcılaşııyor.”

Ünsalan, bir derste verimsiz biçimde 30 soru çözmek yerine, her çocuğu sürece dâhil eden 5 verimli sorunun daha kıymetli olduğunu vurguluyor. Son iki yıldır müfredata origami çalışmalarını da eklediklerini belirten Ünsalan, çocukların kâğıt katlarken aslında matematiksel düşünme becerilerini geliştirdiklerini ifade ediyor.

Hande Kayaalpli Narin: “Kaygı, çocuğun yapabileceğine dair inancını zayıflatıyor”

Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik Uzmanı Hande Kayaalpli Narin, matematik kaygısının çocuklarda yalnızca akademik değil, duygusal ve fiziksel etkiler de oluşturabildiğini belirtiyor. Narin, matematik kaygısını “Çocuğun matematikle yüz yüze kaldığında yapabileceğine dair inancında şüpheye düşmesi ve bunun sonucunda yoğun bir endişe yaşaması” olarak tanımlıyor.

Kaygının karın ağrısı, mide bulantısı ya da okula gitmek istememe gibi tepkilerle ortaya çıkabileceğini söyleyen Narin, sınıf içi deneyimlerin bu süreçte belirleyici olduğuna dikkat çekiyor. Narin, çocukların tahta başında hata yaptıklarında arkadaşlarının gülmesi ya da sert tepkilerle karşılaşması durumunda kaygının arttığını ifade ediyor.

Narin’e göre oyun ve materyal kullanımı, çocukların savunma mekanizmalarını azaltıyor. Sessiz, gergin ve yalnızca soru-cevap üzerine kurulu sınıf ortamlarında kaygının yükselebileceğini belirten Narin, oyun temelli etkinliklerin çocuğun derse daha rahat katılmasını sağladığını söylüyor.

Velilerin dili matematik algısını etkiliyor

Matematik kaygısının oluşmasında ailelerin yaklaşımı da önemli rol oynuyor. Matematik Öğretmeni Özlem Ünsalan, toplumda yerleşik olan “matematik zordur” algısının çocuklara erken yaşta aktarılabildiğini belirtiyor. Ünsalan, bazı velilerin “Ben de matematiği yapamazdım” diyerek çocukta aynı algıyı sürdürdüğünü ifade ediyor.

PDR Uzmanı Hande Kayaalpli Narin ise velilerin yanlış sayısına odaklanmak yerine öğrenme sürecini destekleyen bir dil kullanması gerektiğini vurguluyor. Narin, “Dört yanlışın var” demek yerine “Dört tane yeni bilgi öğrenmeye ihtiyacın var, nerede takıldığına birlikte bakalım” yaklaşımının çocuğun kaygısını azaltabileceğini belirtiyor.

Matematik günlük yaşamın içine taşınmalı

Uzmanlara göre matematik korkusunu azaltmanın yollarından biri de matematiği günlük yaşamın doğal bir parçası hâline getirmek. Ailelerin evde ileri düzey matematik bilmesine gerek olmadığını söyleyen uzmanlar, alışveriş, yemek yapma ya da yolculuk gibi gündelik deneyimlerin çocuklar için öğrenme fırsatına dönüştürülebileceğini ifade ediyor.

Özlem Ünsalan, evde kek yaparken ölçü hesaplamak ya da yolculuk sırasında süre ve mesafe üzerine konuşmak gibi basit örneklerin çocukların rakamlarla kaygı duymadan ilişki kurmasını sağlayabileceğini belirtiyor. Matematik kâğıt üzerindeki soyut bir işlem olmaktan çıkıp hayatın içine karıştığında, çocuklar için korkulan bir ders olmaktan da uzaklaşıyor.