Rafların arasında kalanlar: Baskı, yorgunluk ve sessizlik
Rafların arasında kalanlar: Baskı, yorgunluk ve sessizlik
Haber: Kevser YILMAZ
“Hâlâ karanlıkta tek başıma yürürken arkamda bir erkek var mı diye düşünüp çok fazla tedirgin oluyorum.”
Kadın çalışanlar; uzun mesailer, görünmeyen iş yükleri, mağaza içi baskılar, müşteri kaynaklı sorunlar ve güvensizlik hissi arasında geçen çalışma deneyimlerini anlattı. Farklı sektörlerde çalışan kadınlar, iş yerlerinde yaşananların çoğu zaman mesai bitiminde sona ermediğini; yorgunluğun, baskının ve bazı deneyimlerin gündelik hayatlarına da taşındığını ifade etti.Vitrin ışıkları yanıyor. Kasalar açılıyor. Kameralar çalıştırılıyor. Gün içinde yüzlerce insanın geçeceği mağazalarda mesai çoktan başlamış oluyor. Raflar düzeltiliyor, gün sonu raporları hazırlanıyor, müşteriler karşılanıyor. Görünen iş bu.
Görünmeyen tarafta neler oluyor?
Görüştüğümüz kadın çalışanlar; uzun vardiyalardan, ayakta geçirilen saatlerden, mağaza içi gruplaşmalardan, müdür baskısından ve müşteri kaynaklı sorunlardan söz ederken benzer cümlelerde buluşuyor. Farklı iş yerlerinde çalışmış olsalar da anlatılanlar ortaklaşıyor: “İş yerinde yaşananlar mesai bitince de bitmiyor.”
Bir alışveriş merkezinde fotoğrafçı olarak çalışan kadın çalışan M.A, günün müşteriler geldikten sonra değil, iş yeri açılmadan önce başladığını anlatıyor. Kamera ve bilgisayarların hazırlanması, çekimlerin yapılması, fotoğrafların düzenlenmesi, baskı süreçleri ve kapanış işlemleri çoğu zaman tek kişi tarafından yürütülüyor. Özellikle akşam vardiyalarında iş yükünün arttığını söyleyen çalışan, “Tek başıma bu kadar yükü kaldırmak bazen zor geliyordu” diyerek çalışma temposunu anlatıyor.
Ancak anlatılan güçlük yalnızca iş yüküyle sınırlı değil. Kadın çalışan, iş yerinde zaman zaman iş tanımının dışına çıkan cümlelerle karşılaştığını ifade ediyor. Ortak alanların toparlanması gerektiğinde kendisine “Sen zaten kadınsın” denilerek mutfak ve temizlik işlerinin yönlendirildiğini söylüyor. Şaka olarak ifade edilen bu söylemlerin zamanla görünmeyen bir iş bölümüne dönüştüğünü belirtiyor.
“Sen zaten kadınsın”
“Kadın olduğum için birçok şeye maruz kaldım ama beni en çok rahatsız eden şeylerden biri buydu. Ortak alanda bardaklar ya da toparlanması gereken şeyler olduğunda çalışma arkadaşlarım, ben mutfağa giderken ‘Sen zaten kadınsın, hadi bunları da bulaşık makinesine koy’ diyordu. Şaka olarak söylendiği ifade ediliyordu ama bana hiç öyle gelmiyordu. Çünkü aynı durum herkes için geçerli olmasına rağmen görev bana yönlendiriliyordu. Bir süre sonra bunun sadece bir söz olmadığını, görünmeyen bir iş paylaşımına dönüştüğünü hissettim.”
Bir başka kadın çalışan E.Ş.U ise yaklaşık iki yıl çalıştığı mağazadaki süreci “İki yıl, yirmi yıl gibi geçti” sözleriyle anlatıyor. Kasa sorumlusu olarak görev yapan çalışan, uzun çalışma saatleri boyunca kasadan ayrılamadıklarını, oturmanın yasak olduğunu ve çalışanların sürekli gözetim altında tutulduğunu ifade ediyor. Kısa süreli dinlenmelerin dahi mağaza içi iletişim grupları üzerinden uyarıyla karşılık bulduğunu söylüyor. Ancak onun anlattığı zorluk da yalnızca fiziksel yorgunluk değil. Çalışan, mağaza içinde “kemik kadro” olarak tanımladığı gruplaşmaların bulunduğunu, bazı çalışanların davranışlarının görmezden gelindiğini ancak diğer çalışanların daha kolay hedef hâline gelebildiğini ifade ediyor. Yaşanan bu durumun zamanla iş yükünü ve psikolojik baskıyı artırdığını söylüyor.
“İki yıl, yirmi yıl gibi geçti”
“İki yıl çalıştım ama o iki yıl bana sanki yirmi yıl gibi geldi. Kasa sorumlusu olduğum için çoğu zaman kasadan ayrılamıyorduk ve oturmak yasaktı. Sürekli kameralarla izleniyorduk, bu da gün içinde sürekli tetikte olma hissi yaratıyordu. En küçük dinlenme anlarında bile mağaza içi WhatsApp grubundan uyarı geliyordu. Sanki hiç durmadan çalışmamız bekleniyordu.
Ama asıl zor olan sadece fiziksel yorgunluk değildi. Mağaza içinde ‘kemik kadro’ dediğimiz bir gruplaşma vardı. Bazı çalışanlar her şeyi daha rahat yapabiliyorken, bazıları daha kolay hedef hâline gelebiliyordu. Zamanla bu durum sadece iş yükünü değil, insanın üzerindeki psikolojik baskıyı da artırıyordu.”
Bir optik mağazasında çalışan E.G ise mesleğe yeni başlamasına rağmen çalışma hayatında en çok iş yükünden değil, insan ilişkilerinden yorulduğunu anlatıyor. Gün içinde iş temposunun değişken olduğunu ancak asıl zorluğun iş ortamında yaşanan tutumlar olduğunu söylüyor.
Çalışan, işçi-işveren ilişkisinde zaman zaman hiyerarşinin belirginleştiğini ve çalışanların kendilerini baskı altında hissedebildiğini ifade ediyor. Özellikle görev tanımı dışında kalan işlerin kadın çalışanlara yönlendirilmesinin dikkat çekici olduğunu belirtiyor.
“Sanki biz onlara muhtaçmışız gibi davranılıyordu”“Bu işi yaparken beni en çok zorlayan şey işten çok insanlardı. İş arkadaşlarının ya da yöneticilerin tutumu gün içinde çok değişebiliyordu. Patronun modu iyiyse senin de iyi olman, kötüyse senin de buna göre davranman bekleniyordu. Müşteri varken bile görevim olmayan konularda uyarılar alıyordum. ‘Çayı iyi demledin mi, iyi demle’ gibi cümlelerle karşılaşıyordum. Bunlar küçük gibi görünse de zamanla birikiyordu. Bazen sanki biz onlara muhtaçmışız gibi davranıldığını hissediyordum. Bu durum insanı işinden çok çalışma ortamıyla mücadele eder hâle getiriyor.”
Kadın çalışanlar yalnızca iş yükü ve mağaza içi baskılardan değil, müşteri ilişkilerinin zaman zaman sınırları aşmasından da söz ediyor. Anlatılanlara göre bazı durumlar iş yerinin dışında da devam eden bir güvensizlik hissine dönüşüyor. M.A anlatıyor;
“Güvende hissetmiyorum”
“Bu tarz durumlarda genellikle önce nazik bir şekilde reddediyorum ve karşı tarafa sınır çiziyorum. Israr edilirse daha net ve sert bir şekilde istemediğimi söylüyorum, buna rağmen devam ederse güvenliği çağırıyorum. O anlarda durumu kontrol altına alabiliyordum ama asıl mesele o anla sınırlı kalmaması. Çünkü iş çıkışında hâlâ AVM’nin içindeyim ve evim de çalıştığım yere çok yakın. Bu yüzden takip edilme ihtimali hep aklımın bir köşesinde kalıyordu.
Şikâyet etsek bile sistemin her zaman yeterince işlemediğini düşünüyorum. Bu yüzden kendimi çoğu zaman güvende hissedemiyorum. O iş yerinden ayrılmış olmama rağmen, yıllar geçse de karanlıkta tek başıma yürürken arkamda biri olduğunda hâlâ tedirgin oluyorum. Bu durum zamanla günlük hayatıma da yansıyor. Terapi almak zorunda kaldım. Yaşanan saygısız ve sınır ihlali içeren davranışların hayatımı bu kadar etkilemiş olması hâlâ zor geliyor.”