"Gazeteci uzmanlık alanını oluşturmalı ve o alanda vazgeçilmez olmalıdır"
13.11.2020 10:38

"Gazeteci uzmanlık alanını oluşturmalı ve o alanda vazgeçilmez olmalıdır"


Haber Üsküdar - Merve Şişman

Günümüz şartlarında gazeteciliği esas aldığımızda her insan kendi tecrübeleri ile yaşadığı zorluklardan söz edecektir. Gazeteciliğin farklı boyutlarını alandaki tecrübeli isimlerden öğrenebiliyoruz. Türkiye’nin Doğu bölgelerinde gazetecilik faaliyetini sürdürerek isminden söz ettiren gazeteci Yusuf Özgür Bülbül de alandaki tecrübeli isimlerden. Kendisine mesleğin boyutlarını, gazeteci olarak yaşadığı deneyimleri sorduk.

Atatürk Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü mezunu olan Yusuf Özgür Bülbül, yaklaşık 10 yıldır gazetecilik yapıyor. Bülbül aynı zamanda Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Medya Ekonomisi ve İşletmeciliği Anabilim Dalı'nda yüksek lisans yapıyor. Yusuf Özgür Bülbül, yerel-ulusal gazete, TV ve haber ajanslarında muhabir-editör olarak görev aldı. Şu anda kendi haber mecrasının yanı sıra zaman zaman Journo.com.tr, 24 Saat gazetesi ve 9 Eylül gazeteleri için telifli içerikler üretiyor, iletişim danışmanlığı yapıyor ve daha çok yerel medya üzerine çalışarak deneyimlerini arttırıyor.

Gazetecilik mesleğine yönelmeye nasıl karar verdiniz?

Gazetecilik mesleğine çocuk yaşlarda ilgi duymaya başladım. Çeşitli etkinliklerde gördüğüm gazetecileri sürekli izlerdim, TRT’nin muhabir ve kameramanları ilgimi çekerdi. Lisans hayalim de gazetecilik bölümüydü, Marmara Üniversitesi ve İstanbul Üniversitesi gibi iyi devlet üniversitelerini kazanabilecek puanım olsa da bazı nedenlerden ötürü tercih sıralamamda Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü ilk sıralara yazdım ve İbrahim Çeçen Üniversitesi’nde edebiyat öğrenimine başladım. Bu nedenle Ağrı gazeteciliğe başladığım ilk kenttir. Burada bir basın-yayın kulübü kurarak amatör gazetecilik faaliyetlerine başlamış oldum. Kulüp faaliyetleri kapsamında çeşitli etkinlikler düzenledik ve üniversite öğrencileri tarafından takip edilen bir mecra haline geldik. Daha çok kampüs haberleri yapıyorduk. Ardından ildeki gazetecilerle tanışıp yerel ve ulusal mecralarda stajyer muhabir olarak şans bulmaya başladım. Gazetecilik bölümünü okumak hayalim olduğu için buradaki eğitimimi yarıda bırakarak Erzurum Atatürk Üniversitesi İletişim Fakültesi’ni tercih ettim ve buraya yerleştim. Okula başlar başlamaz, o zaman uydudan yayın yapan Kardelen TV’de muhabir olarak işe girdim. Bir süre sonra yerel ve ulusal mecralara da içerik üretmeye başladım. Üniversitenin rektörlük basın biriminde 2,5 yılı aşkın bir süre çalıştım. Her gün binlerce öğrenci ve akademik camia tarafından takip edilen üniversitenin ana sayfasında yer alan haber ve fotoğraflarım beni mesleğimde motive ediyor ve yükselme umudu oluşturuyordu. Buradaki görevim devam ederken üniversitemizin uygulama gazetesi olan Atatürk İletişim’de de editörlük yapıyordum, gazetemiz ülkedeki birçok kuruma aylık olarak düzenli bir şekilde gönderilirdi. Henüz ikinci sınıftayken bir sayıda 8 tane imzalı haberim çıkmıştı ve halen o gazeteyi saklıyorum. Çünkü daha çok üçüncü ve dördüncü sınıf öğrencilerinin haberleri bu gazetede çıkardı sıra bize gelmezdi, ama bir zoru başardığım için örnek olarak saklıyorum.

Doğu’da gazetecilik yaptınız ve bir gazeteci olarak zorluklarla da karşılaşıyorsunuz. Doğu’da gazetecilik yapmak nasıl bir his? Van’da doğduğunuz için Doğu’ya karşı özel bir habercilik isteği mi oluştu?

Şu anda İstanbul’da mesleğimi sürdürüyorum ama bir ayağım bölgede. Doğu Anadolu Bölgesi’nde Ağrı, Erzurum ve Muş’ta çalışma fırsatı buldum. Doğduğum il olan Van ve çevre illerden de zaman zaman haber yapma fırsatı yakaladım diyebilirim. Gazetecilik mesleği tabii ki dünyanın her yerinde olduğu gibi ülkemizde de zorlu koşullarda yapılıyor ama bu mesleği kutsal kılan da işte bu zorlu koşullardır. İklim şartları, bölge şartları gibi unsurların yanı sıra özellikle küçük illerde her haberi yapmak mümkün olmuyor. Haber kaynaklarına ulaşmak, bilgileri resmi kurumlardan teyit etmek, ilgili kişilerden demeç almak büyük şehirlere göre hayli zor olabiliyor, bu da daha iyi bir gazetecilik yapılmasının önünde engel oluşturuyor. Lisans mezuniyet tezim olan "Doğu’da gazeteci olmak" başlıklı çalışmam bu bölgede gazetecilik yapan kişilerle yapılmış söyleşilerden oluşuyor. Bende bölgeye karşı ayrı bir his oluşmasının sebebi de bölgede zorlu koşullarda mesleğini yapan kişilerin yeteri kadar görünür olmamasıydı. Bu mesleği yapan kişilerin bir film, belgesel ya da bir kitaba konu olmalarını her zaman istemişimdir. Çünkü biz kendi mesleğimizi, meslektaşlarımızı gündeme getirmez, birbirimize ilgi göstermezsek kimsenin bu ilgiyi göstereceği yok! Örneğin Van depreminde yitirdiğimiz basın şehidimiz Sebahattin Yılmaz anısına televizyoncu arkadaşımız Mehmet Yılmaz tarafından bir belgesel çekildi. Çalışmamda bu özel bölüme de yer verdim. Onların anılarına ne kadar sahip çıkar ve onları ne kadar her mecrada dile getirirsek gazetecilerin ve mesleğin kıymeti o zaman daha iyi anlaşılabilir diye düşünüyorum.  

Kitabınızda gazetecileri tanımlarken, 'Gazeteci, haberi hakkaniyet ve doğrular ölçüsünde okuyucuya ulaştırır' ibaresini kullanmışsınız. Buna göre günümüzde yapılan gazeteciliği nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce etik çerçeveye uyuluyor mu?

Evet, Dünyanın her yerinde artık her kesim kendi mecrasını kurabiliyor ve sesini duyurabiliyor. Dolayısıyla iyi gazetecilik örnekleri de hakkaniyet çizgisinde kalabilenlerde rastlanıyor. Daha önce tarafsız diye bilinen gazetecilerin artık hakkaniyetli olarak bilinmesi bile büyük bir başarı olarak nitelendirilebilir. Bu kelime dünyanın her yerinde yerini hakkaniyet, eşitlik gibi terimlere bırakmış durumda. Günümüzde yerel haberciliğin ve yerel kaynağın değeri de giderek artıyor, aslında bu çalışmayı yaparken de buradan başlamıştım. Amerika ve Avrupa’da halkın birincil kaynakları arasında yerel mecralar yer alırken bizde durum tam tersiydi. Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Süleyman İrvan hocamızın ön söz yazarak onurlandırdığı çalışmamızda dikkat çektiği gibi, yerel medya akademide de yeteri kadar konu olmuyordu. Özellikle son yıllarda birçok ilde iyi habercilik yapan mecraların sayısı arttı. İlini, ilçesini ve köyünü merak eden insanlar yerel haber siteleri aracılığıyla fotoğraf ve video içeriklere ulaşabiliyor ve hasret gideriyor. O bölgedeki haberleri de dijital medya aracılığıyla takip ederek o ildeki mecranın okuyucu sayısını da böylelikle artırmış oluyor. Etik çerçeve konusu geniş bir alan, yıllardır konuşulan ve uzun yıllar daha konuşulacak bir konudur. Etiği kısıtlayıcı olarak da düşünmemek lazım. İfade özgürlüğünün net bir sınırı yok. Medya etiği uzmanı Stephen J. A. Ward, etik kurallara ihtiyaç olup olmaması yönündeki anlaşmazlıklara dikkat çekiyor. Güvenilirlik, teyit, adil olma, hakkaniyet gibi mesleğin temel ilkelerini baz almalıyız.

Ürettiğiniz içerikler Kanal D, Show TV, Star TV gibi ulusal medya kuruluşlarında yer aldı. Muhabirlik zamanınızda unutamadığınız bir haberden söz edebilir misiniz?

Gazeteci için her haber değerli, çünkü biz hazırlıyoruz, takdir okuyucuya kalıyor, aslında gazetecilik ürettiğimiz haberler üzerinden okuyucudan bir tepki bekleme sanatı diyebilirim. Zor bir soru çünkü hangisini söyleyeceğini bilemiyor insan. Ama belirttiğiniz kanallarda da yer alan ve benim için duygu yüklü olan ‘hasta kurtarma operasyonu’ haberini anlatabilirim. Doğan Haber Ajansı (DHA) Muş Temsilcisi iken sabahın ilk saatlerinde hasta bir kadının kızak ya da otomobille kente getirilmeye çalışıldığını, lakin yoğun kar ve tipi dolayısıyla yolda mahsur kaldıkları yönünde bir ihbar aldık. Anonsu duyar duymaz haber ajansı ve ATV muhabiri arkadaşlarımızla birlikte köye doğru yol almaya başladık. Önümüzde kepçe ve greyder yolu açıyor bizim de hasta kadına doğru ilerleyişimiz sürüyordu. Kadın, otomobille bir yere kadar getirilmiş lakin fırtına ve tipiden dolayı köylüler hasta kadını kızakla getirmeye başlamıştı. Hastaya ulaşmamıza sadece birkaç kilometre kalmasına rağmen hava muhalefeti kepçe ve greyderin ilerlemesine olanak tanımamıştı. Bizler de nefes bile alması güç olan o anda haber anonsumuzu çektik ve geri dönmek zorunda kaldık. Aç ve susuz bir şekilde metrelerce karın içinde görevimizi yapmaya çalışıyorduk. Dönerken bir beldede fırtına dolayısıyla halı sahanın çöktüğü ve ölü ya da yaralıların olabileceği bilgisi geldi, hemen aracımızla o bölgeye yöneldik ve yaralıların hastaneye kaldırıldığını gördük. Olay yerinden görüntü almaya başladık. Daha sonra bir genç kardeşimiz yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamayarak hayatını yitirmişti. Hasta kadın ise ancak akşamın ilerleyen saatlerinde hastaneye yetiştirilebilmişti ve sağlık durumu iyiydi. Tabii o sıralarda yerel bir gazetede yazı işleri müdürlüğü görevim de devam ediyor onlarca haberin redaktesi ve yaptığım özel haberlerin yazımı beni bekliyordu. Akşam 22.00’den sonra masa başına geçebildim ve birkaç saat içerisinde gazetemi bitirmeye çalıştım. İşte gazetecilik böyle bir meslek, sevmeyen birisinin yapabileceği bir meslek değil, içimizde o tutku varsa yapabiliriz ancak.

TRT Geleceğin İletişimcileri Yarışması'ndan aldığınız nostaljik radyo ödülüne layık görülmüştünüz. Gazetecilik bölümü öğrencileri bu tarz yarışmalarda ne gibi şeyler ortaya koyarak ismini ödülle taçlandırabilir?

İletişim fakültesi öğrencilerinin başvurabileceği birkaç yarışmadan biriydi, TRT Erzurum Bölge Müdürlüğü tarafından fakültemizde yapılan yarışmada en iyi haber anonsu çeken genç iletişimcilere bu ödül takdim edildi. Ben de özgüvenimi toplayarak bir haber anonsu çektim ve bu ödüle diğer arkadaşlarımla birlikte layık görüldüm. Ayrıca bölgede bilinen başarılı sosyal farkındalık çalışmalarında bulunan Acemi Gönüllüler Topluluğu’ndan 2014'te Yılın En İyi Gençlik Muhabiri ödülüne layık görülmüştüm. Gazetecilik ve diğer iletişim fakültesi bölümleri öğrencileri kesinlikle tüm yarışmaları takip etmeli ve başvuruda bulunmalıdır. Tavsiye olarak şunu söyleyebilirim; konu çok, insanın yaşadığı her yerden haber çıkar, önemli olan farkındalık yaratabilecek ve farklı perspektifle bakılabilecek haberler yapabilmektir. Böyle olursa ödül ya da başarı gelmesi kaçınılmaz olur.  

İletişim Fakültesi’nde eğitimini alarak gazeteciliğe gönül vermiş öğrenciler gazetecilikte kendilerini nasıl öne çıkarabilirler?

Bu işi yapmadan önce bu işe karşı olabilecek tüm önyargıları bir kenara bırakmak lazım, bu aslında tüm işlerde böyledir. Alan geniş, kameraman, muhabir, editör, kurgucu gibi birçok farklı alanda yer alabilirsiniz. Radyo, Televizyon ve Sinema mezunu iyi bir gazeteci olabiliyor, Gazetecilik mezunu iyi bir kurgucu ya da yönetmen olabiliyor. Sizi öne çıkartacak olan aslında gazeteciliği bir bütün olarak görüp hepsinden bilgi sahibi olabilmektir. İyi bir muhabir, kamerayı da kurguyu da temel düzeyde bilmelidir. Genellikle birinci ve ikinci sınıftaki öğrencilere iyi bir temelden sonra haberciliğe başlamaları ya da staj yapmaları önerilse de ben ilk günlerde gazeteciliğe başlayarak başarı yakaladığımı söyleyebilirim. Bence okula başlar başlamaz hocaların önerilerini dinleyip birçok farklı mecrayı takip ettikten sonra o doğrultuda fakültelerin haber mecraları, bloglar ya da kendi sosyal medya profilleri için görüntülü, yazılı ya da podcast formatında içerik üretebilirler. Böylelikle mezun olurken ya da yıllar sonra, ‘ben bu haberi yapmıştım ve böyle yazmışım ya da görüntü almışım’ diyebilir. Özellikle bir ya da iki farklı dil öğrenmeyi lisans yıllarında halledebilmek lazım, sonrasında iyi kuruluşlar ya da akademik kariyer için çok artısını göreceklerdir. Son olarak, uzmanlaşmayı önerebilirim. Her alandan bilgi sahibi olmanın yanı sıra belirli bir uzmanlık alanı belirleyip o alanda vazgeçilmez hale gelmek de büyük bir artı olacaktır.