Su altında kriz: Denizlerde balık türleri hızla tükeniyor!
Haber Üsküdar: Dilek Gözen
Resmî raporlar ve bilimsel araştırmalar, aşırı avlanma ve iklim krizinin Türkiye denizlerinde hamsi, palamut ve lüfer stoklarını hızla azalttığını ortaya koyuyor.
Balıkçı ağları her yıl biraz daha hafif geliyor. Bir zamanlar mevsimi geldiğinde bolca avlanan hamsi, palamut ve lüfer, bugün hem daha az hem de daha küçük boyutlarda yakalanıyor. Uzmanlar, bu tablonun tesadüf olmadığını, denizlerde süren görünmez bir krizin habercisi olduğunu söylüyor.
Aşırı avlanma denizleri tüketiyor
Hamsi, palamut ve lüfer gibi ticari değeri yüksek türler, üreme boylarına ulaşmadan avlanıyor. Balıkların yavruyken avlanması, popülasyonun kendini yenilemesini engelliyor. Bu, kısa vadede kazanç gibi görünse de uzun vadede denizleri çoraklaştırıyor.
Bu durumu değerlendiren Üsküdar Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Elif Erhan, “Türkiye denizlerinde aşırı avlanma ve çevresel baskılar altında olan türlerin başında hamsi, palamut ve lüfer gelmektedir” diyerek özellikle lüfer stoklarının ciddi baskı altında olduğuna dikkat çekiyor.
Üsküdar Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksek Okulu’nda Çevre Sağlığı Programı Dr. Öğretim Üyesi Ahmet Adiller ise aşırı avlanmanın daha geniş bir tabloya işaret ettiğini belirterek, “Düzenlenmemiş balıkçılık faaliyetleri deniz ekosistemleri ve denizde yaşayan canlılar için en büyük risklerden biridir” ifadelerini kullanıyor.
Adiller’e göre geçmişte bolca görülen bazı türler bugün Karadeniz ve Marmara’da neredeyse tamamen kaybolmuş durumda.

Denetimler yetersiz, kurallar deliniyor
Tarım ve Orman Bakanlığı, av yasakları ve kota uygulamalarıyla aşırı avlanmayı önlemeye çalışsa da denetimlerin yetersiz olduğu sıkça dile getiriliyor. Kaçak avcılık, küçük gözlü ağlar ve yasak dönemlerde avlanma, balık stoklarını hızla azaltan başlıca nedenler arasında yer alıyor.
Prof. Dr. Elif Erhan, yasal düzenlemelerin kapsamlı olduğunu ancak uygulamada sorun yaşandığını belirterek, “Mevzuat güçlü olsa da denizde ve karaya çıkış noktalarında denetim ve dijital takip henüz yeterli düzeye ulaşmış değil” değerlendirmesinde bulunuyor.
Dr. Ahmet Adiller de özellikle Marmara ve Karadeniz için ek önlemlerin zorunlu olduğunu vurguluyor: “Bu denizler sağlıklı ekosistemler değildir. Bazı bölgelerin balıkçılığa kapatılarak koruma altına alınması artık kaçınılmazdır.”
“Deniz eskisi gibi değil”

Uzun yıllardır amatör balıkçılık yapan Hayrettin Gözen, denizlerdeki değişimi bire bir gözlemleyen isimlerden biri. Gözen, balık türlerinde ve miktarında ciddi bir azalma olduğunu belirterek, “Eskiden belli mevsimlerde palamut ve lüferi görmek çok normaldi. Şimdi aynı verimi almak neredeyse imkânsız” diyor.
Balıkların boylarında da küçülme yaşandığını söyleyen Gözen’e göre bunun en önemli nedenlerinden biri aşırı avlanma. Gözen, “Balıklar daha büyümeden yakalanıyor ve tüketileceğinden çok balık avlanıp derin donduruculara konuluyor. Bu böyle devam ederse ileride avlayacak balık kalmayacak. Bence balık yemek lüks olacak zamanla” ifadelerini kullanıyor.
İklim krizi de tehdidi büyütüyor
Aşırı avlanmanın yanı sıra iklim krizi de deniz ekosistemini olumsuz etkiliyor. Deniz suyu sıcaklıklarının artması, balıkların göç yollarını ve üreme düzenlerini değiştiriyor. Bu durum, özellikle hamsi gibi hassas türlerin sayısında ciddi düşüşlere yol açıyor.
Prof. Dr. Elif Erhan’a göre bu süreç tek başına ele alınmamalı: “Artık balık sadece fazla avlandığı için değil, üreyebileceği sağlıklı su bulamadığı için de azalmaktadır.” Dr. Ahmet Adiller de kirlilik ve iklim değişikliğinin birlikte etkisine dikkat çekerek, “Marmara ve Karadeniz’de kirlilik, aşırı balıkçılık ve artan sıcaklıklar tehdidi katlamaktadır” diyor. Adiller, Marmara Denizi’nde görülen müsilajın bu durumun en görünür sonucu olduğunu ve tüm deniz canlıları için elverişsiz koşullar yarattığını ifade ediyor.
Tezgâhtardan çarpıcı uyarılar: “Deniz bitmiş durumda”
Balık satıcısı Yalçın Kılıç, balık stoklarındaki düşüşün temel nedeninin bilinçsiz ve kontrolsüz avlanma olduğunu söylüyor. Kılıç’a göre balıklar, en az bir kez dahi yumurtlama şansı bulamadan avlanıyor. Özellikle son dört ayda Karadeniz’de balığın neredeyse tamamen tükendiğini belirten Kılıç, Aralık ayında tezgâhlara gelen hamsilerin ise daha önce dondurulmuş stoklardan ibaret olduğunu ifade ediyor.
Lüfer ve palamut avının bu yıl düştüğünü söyleyen Kılıç, balık azaldıkça fiyatların yükseldiğine dikkat çekiyor. Yüksek yakıt maliyetleri, ağ masrafları ve tekne çalışanlarının ücretleri de bu artışı tetikleyen unsurlar arasında yer alıyor. Kılıç, bu tabloda toplumsal bir açgözlülüğün de etkili olduğunu vurguluyor.
Uzmanlara göre aşırı avlanma devam ederse bunun etkileri yalnızca denizlerle sınırlı kalmayacak. Ahmet Adiller, “Eğer kısa süre içinde radikal müdahaleler yapılmazsa, çok uzak olmayan bir gelecekte bugün severek tükettiğimiz balıkların büyük bir kısmını denizlerimizde görme şansımız kalmayacak” uyarısında bulunuyor. Adiller’e göre, üç tarafı denizlerle çevrili bir ülke olan Türkiye, balık tüketiminde yakın gelecekte ithalata ve çiftlik üretimine daha bağımlı hâle gelebilir.

