Türkiye’de kadın istihdamı: Sayılarla görünen ve görünmeyen eşitsizlikler
Haber Üsküdar: Eda Nur Harmanda- Seda Sancar
Türkiye’de kadınların istihdama katılımı, yalnızca ekonomik bir gösterge değil aynı zamanda toplumsal yapı, kültürel normlar ve kamusal politikaların bir yansımasıdır. Kadınların çalışma hayatına katılımı, bireysel tercihlerden çok daha fazlasını ifade eder. Eğitimden aile yapısına, bakım hizmetlerinden iş piyasasının yapısına kadar uzanan çok katmanlı bir sistem, kadınların ekonomik hayatta nerede duracağını belirlemektedir.
Son yıllarda kadınların eğitim seviyesinin artması, üniversite mezunu kadın sayısındaki yükseliş ve kentleşme oranlarının büyümesine rağmen, bu gelişmeler kadın istihdamına aynı ölçüde yansımamıştır. Kadınlar hâlâ erkeklere kıyasla daha düşük oranlarda işgücüne katılmakta, daha düşük ücretlerle çalışmakta ve karar alma mekanizmalarında daha sınırlı temsil edilmektedir.
Türkiye’de işgücüne katılım oranları cinsiyete göre incelendiğinde, son 10 yılda kadın ve erkekler arasındaki farkın belirgin biçimde devam ettiği görülüyor. Erkeklerin işgücüne katılım oranı 2014–2024 döneminde genel olarak %70–72 bandında seyrederken, kadınların işgücüne katılım oranı aynı dönemde daha düşük bir seviyede kalmış olsa da kademeli bir artış gösterdi. Kadınların işgücüne katılım oranı 2014 yılında yaklaşık %29,9 iken, 2024 itibarıyla %36,4 aralığına yükseldi.
Bu artışa rağmen, kadınların işgücüne katılımı erkeklerin yaklaşık yarısı düzeyinde kalmaya devam ediyor. Özellikle 2020 yılında COVID-19 salgınının etkisiyle hem kadın hem de erkeklerde işgücüne katılım oranlarında düşüş yaşanırken, bu gerilemenin kadınlar üzerinde daha belirgin olduğu dikkat çekti. Salgın sonrası dönemde kadınların işgücüne katılımında toparlanma görülse de, veriler Türkiye’de cinsiyet temelli yapısal eşitsizliklerin sürdüğünü ortaya koyuyor.
İstihdamda cinsiyet makası: Denge çok uzaklarda
Türkiye’de cinsiyete göre istihdam oranları incelendiğinde, kadın ve erkekler arasındaki farkın son 10 yılda kalıcı biçimde sürdüğü görülüyor. Kadınların istihdam oranı 2014 yılında yaklaşık %32 düzeyindeyken, bu oran 2018 sonrası dönemde kademeli olarak gerileyerek 2022’de %20,6’ya kadar düştü. 2023 ve 2024 yıllarında ise kadın istihdamında dikkat çekici bir toparlanma yaşandı ve oran %32'den %32,75 aralığına yükseldi. Erkeklerin istihdam oranı ise aynı dönemde büyük ölçüde %70 bandında seyrederken, 2023’te %65,7’ye gerileyerek son yılların en düşük seviyelerinden birini gördü; 2024’te ise %66,25 aralığında sınırlı bir artış kaydetti. Veriler, pandemi sonrası toparlanmaya rağmen Türkiye’de istihdamın cinsiyetler arasında dengeli bir yapıya kavuşamadığını ortaya koyuyor.
Aynı eğitim, farklı maaş
Kadınların istihdam edilmesi, ekonomik eşitliğin sağlandığı anlamına gelmemektedir. Türkiye’de kadın ve erkek arasındaki ücret farkı, tüm eğitim seviyelerinde erkekler lehine seyretmektedir.
Türkiye’de yükseköğretim mezunları arasında kadın ve erkekler arasındaki ücret farkı son 10 yılda belirgin biçimde artış gösterdi. 2014 yılında yaklaşık %8 seviyesinde olan cinsiyete dayalı ücret farkı, 2018 itibarıyla %10’a yükselirken, 2019 ve 2020 yıllarında hızlanarak %11 ve %13 seviyelerine çıktı. Pandemi sonrası dönemde artış daha da belirginleşti; 2021’de ücret farkı %16’ya, 2022’de %17,1’e yükseldi. 2023 ve 2024 yıllarında ise sınırlı artış sürerek fark sırasıyla %17,4 ve %17,5 seviyelerine ulaştı. Veriler, yükseköğretim mezunu olmanın kadınlar açısından ücret eşitsizliğini ortadan kaldırmadığını, aksine son yıllarda cinsiyete dayalı ücret farkının derinleştiğini ortaya koyuyor.
Kadınlar hizmet ve tarım, erkekler sanayi sektöründe yoğunlaşıyor
Kadın istihdamının sektörel dağılımı, ekonomik cinsiyet eşitsizliğinin en görünür ve somut alanlarından birini oluşturmaktadır. ISTIB verileri, kadınların ağırlıklı olarak hizmet ve tarım sektörlerinde istihdam edildiğini, buna karşın sanayi sektöründe sınırlı düzeyde temsil edildiklerini ortaya koymaktadır. Kadınların sektörel dağılımı incelendiğinde, istihdamın yaklaşık %31–33,4’inin tarım sektöründe, %50’nin üzerindeki kısmının hizmet sektöründe yoğunlaştığı, sanayi sektöründeki payın ise %15’in altında kaldığı görülmektedir. Bu tablo, kadın emeğinin çoğunlukla düşük ücretli, güvencesiz ve kariyer ilerleme olanaklarının sınırlı olduğu alanlarda yoğunlaştığını; teknik ve üretim odaklı sektörlerde ise cinsiyet temelli yapısal engellerin devam ettiğini göstermektedir.
Bu dağılım, kadınların daha düşük ücretli, güvencesiz ve kariyer ilerleme imkânlarının sınırlı olduğu alanlarda yoğunlaştığını göstermektedir. Özellikle tarım sektöründe çalışan kadınların büyük bir bölümü ücretsiz aile işçisi konumundadır.
Kadınlar yarı zamanlı ve güvencesiz işlerde
Kadınların çalışma biçimleri, erkeklerden belirgin biçimde farklılaşmakta; kadınlar erkeklere kıyasla daha yüksek oranlarda yarı zamanlı ve esnek çalışma modellerine yönelmektedir. Ancak bu yönelim çoğu zaman bireysel bir tercihten ziyade, ev içi sorumlulukların büyük ölçüde kadınlar tarafından üstlenilmesi, çocuk bakım yükünün kadınların üzerinde yoğunlaşması ve tam zamanlı işlerin çalışma saatlerinin aile yaşamıyla uyumsuzluğu gibi yapısal nedenlerden kaynaklanmaktadır. Yarı zamanlı çalışma biçimi kısa vadede iş ve aile yaşamı arasında denge sağlamaya yönelik bir çözüm olarak görülse de, uzun vadede kadınların daha düşük gelir elde etmesine, sosyal güvenceye sınırlı erişmesine ve emeklilik haklarında kayıplar yaşamasına yol açarak ekonomik eşitsizliği derinleştirmektedir.
Kadın girişimciliğinde artış var ama eşitsizlik sürüyor
Kadınların ekonomik hayata katılımında girişimcilik önemli bir alternatif olarak görülmektedir.TUİK verilerine göre kadın girişimcilerin toplam girişimciler içindeki payı %18,2, erkek girişimcilerin payı ise %81,8’dir.
Girişimcilik alanında cinsiyetler arasındaki dağılım son 10 yılda kadınlar lehine kademeli bir değişim gösterse de erkeklerin belirgin üstünlüğü devam ediyor. 2014 yılında girişimcilerin yalnızca %10,1’ini oluşturan kadınlar, yıllar içinde istikrarlı bir artış kaydederek 2019’da %13,1’e, 2021’de %15’e yükseldi. Pandemi sonrası dönemde ivme kazanan bu artış, 2023’te %17’ye, 2024’te ise %18,2’ye ulaştı. Aynı dönemde erkek girişimci oranı %89,9’dan %81,8’e geriledi. Veriler, kadın girişimciliğinin son on yılda güçlendiğini ortaya koyarken, girişimcilik ekosisteminde hâlen belirgin bir cinsiyet dengesizliğinin sürdüğüne işaret ediyor.
Our World in Data verilerine göre kadınların işgücüne katılım oranlarının ülkeler arasında ciddi farklılıklar gösterdiğini ortaya koyarken, Türkiye’nin bu alanda küresel ölçekte geride kalan ülkeler arasında yer aldığını gösteriyor. Görselleştirmeye göre Türkiye’de kadınların işgücüne katılım oranı yaklaşık %36,3 bandında seyrederek hem dünya ortalamasının hem de Avrupa ve Orta Asya bölgesindeki pek çok ülkenin altında kalıyor. Harita, Kuzey Avrupa ülkeleri başta olmak üzere gelişmiş ekonomilerde kadınların işgücüne katılımının %60’ın üzerine çıktığını, buna karşılık Türkiye gibi ülkelerde kadın emeğinin büyük ölçüde ekonomik sistemin dışında kaldığını gözler önüne seriyor.

Gazeteci Murtaza Gürler: Kadın işgücünün düşüklüğü, büyüme potansiyelini kısıtlıyor
Türkiye’nin iş gücüne katılımında kadınların payı, hâlâ önemli bir yapısal sorun olarak ekonominin önüne set çekiyor. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre kadınların iş gücüne katılım oranı yaklaşık %35,8 seviyesinde kalırken erkeklerde bu oran %71’in üzerinde seyrediyor. Bu rakamlar, kadınların işgücüne katılımının hâlen erkeklerin yarısından çok daha düşük olduğunu gösteriyor.
Milliyet Gazetesi Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Murtaza Gürler, bu dengenin ülke ekonomisinin büyüme potansiyelini budadığını söylüyor. Gürler’e göre bu tablo sadece bir istatistik meselesi değil, aynı zamanda Türkiye’nin kalkınma öncelikleriyle doğrudan ilişkili bir ekonomik engel. Kadınların işgücüne katılımının düşük olması, ekonominin üretim kapasitesini sınırlandırırken hane halkı gelirleri ve tüketim düzeylerinde de olumsuz etki yaratıyor.
“Kadının iş dünyasında konumu zayıf”
OECD raporlarına göre son on yılda kadın katılımı belirli ölçüde artmış olsa da bu artış diğer OECD ülkelerinin çok gerisinde kalıyor. Buna göre 2013’te %33,8 olan kadın işgücüne katılım oranı, 2023’te %40,9’a yükseldi; ancak bu oran, OECD ortalaması olan yaklaşık %66,7’nin oldukça altında. Kadınların toplam işgücündeki azlığı sadece nicelik değil, nitelik sorunu da yaratıyor. Kadınlar çoğunlukla düşük ücretli, güvencesiz ya da kayıt dışı işlerde yoğunlaşıyor, bu da iş gücü piyasasında kadının konumunu daha zayıf hâle getiriyor.
“İyi niyet yetmez, yapısal politikalar gerek”
Türkiye’de 40 yılı aşkın bir süredir medya sektörünün ekonomiden günlük haberlere kadar her alanında yönetici olarak çalıştığını belirten Murtaza Gürler, Türkiye’de kadın istihdamının önündeki en önemli engellerden birinin toplumsal normlar ve bakım sorumlulukları olduğunu vurguluyor. Kadınların iş gücüne katılımını sınırlayan ev içi ve bakım yükü, esnek çalışma modellerine erişimin kısıtlılığıyla birleşince iş hayatında ciddi bir caydırıcı unsur hâline geldiğini de dile getiren Gürler, “Kadınların çalışma yaşamında görünmesini engelleyen sadece iş imkânı değil, çalışma koşullarının kendisi. Mevcut iş modelleri kadınların aile ve bakım sorumluluklarına uyum sağlayacak şekilde esnek değil. Esnek çalışma, yarı zamanlı işler ve çocuk bakım desteğinin yaygınlaştırılması gibi politika araçlarının henüz yeterince kullanılmıyor. Kadın istihdamının artmasının ekonomik sonuçları olumlu yönde artıyor. Açıkçası kadınlar ekonomiye katıldığında verimlilik artar, tüketim talebi genişler ve ekonomik büyüme daha sağlıklı bir zemine oturur. Ancak bunun için sadece sözde destek değil, yapısal reformlar gerekiyor.” diye konuşuyor.
“Verimlilik ve ekonomik dayanıklılık açısından da fırsattır”
Gürler sözlerini şöyle tamamladı: “Kadınların hâlâ erkeklere oranla çok daha düşük istihdam oranına sahip olması, Türkiye’nin rekabet gücünü hem uluslararası arenada hem de iç piyasada zayıflatıyor. Kadın istihdamının artırılması, yalnızca cinsiyet eşitliği açısından değil, verimlilik ve ekonomik dayanıklılık açısından da önemli bir fırsattır. Kayıt dışı istihdam ve düşük ücretli işlerde yoğunlaşan kadınların daha güvenli, daha nitelikli işlere geçişi ise hem iş piyasası yapısının hem de eğitim politikalarının yeniden değerlendirilmesini zorunlu kılıyor.”

“Kadın çalışıyor ama sistem hala erkek üzerinden kurulu”
Sosyolog ve işveren Selami Kazan’a göre Türkiye’de kadın istihdamı rakamlarla değil, zihniyetle tıkanıyor, “Sorun iş değil, yükün adaletsiz paylaşımı.”
Türkiye’de kadın istihdamı çoğu zaman ekonomik göstergeler üzerinden tartışılıyor. Oysa sosyolog ve işveren Selami Kazan’a göre mesele, istatistiklerin çok ötesinde. “Kadın istihdamının yalnızca ekonomi başlığı altında okunmasının gerçeğin yarısının gözden kaçırılacağını” belirten Selami Kazan, “Asıl belirleyici unsur toplumsal yapıdır. Son 30 yılda kadınların eğitim düzeyi artmasına rağmen iş gücüne katılımın aynı hızla yükselmemesi bu yapısal sorunun en net göstergesi olarak öne çıkıyor. Türkiye’de sistem hâlâ erkek üzerinden kurulmuş durumda ve kadın bu sisteme sonradan eklemlenmeye çalışıyor.” diye konuşuyor.
“Bakım yükü, kadının kariyerini gizliden baltalıyor”
Aile, çocuk ve bakım sorumlulukları, kadınların istihdama katılımını belirleyen en temel faktörlerden biri olmaya devam ediyor. Selami Kazan, bu yükün yalnızca kadına aitmiş gibi görülmesini “en büyük sosyolojik körlük” olarak tanımlıyor.
Bu durumun özellikle çocuk sahibi kadınları ya kariyerlerinden ya da kişisel hayatlarından feragat etmeye zorladığını da dile getiren Kazan, “Kadın çalışıyor ama evin görünmeyen bütün işleri de onun omzunda kalıyor. Bu sürdürülebilir bir model değil. Sorun kadınların çalışmak istememesi değil, çalışmanın iki kat efor gerektirmesi.” diye tanımlıyor durumu.
“Eğitim artıyor, eşitsizlik biçim değiştiriyor”
Eğitimli kadınlarla düşük eğitimli kadınlar arasındaki istihdam farkı, Türkiye’deki sosyolojik kırılmaları net biçimde ortaya koyuyor. Kazan’a göre eğitimli kadınlar iş gücüne daha kolay giriyor ancak cam tavan ile karşılaşıyor, düşük eğitimli kadınlar ise çoğunlukla kayıt dışı ve güvencesiz işlere sıkışıyor. Bu tablo, eşitsizliğin ortadan kalkmadığını, sadece şekil değiştirdiğini gösteriyor. “Kadın için sorun artık sadece iş bulmak değil, bulunduğu işte kalıcı olabilmek” diyen Kazan, bu durumun uzun vadede hem ekonomik hem toplumsal maliyet ürettiğini vurguluyor.
“Ek gelir algısı eşitsizliği besliyor”
Kadının çalışmasının hâlâ “aile bütçesine ek katkı” olarak görülmesi, istihdamdaki en derin zihniyet sorunlarından biri olarak öne çıkıyor. Selami Kazan’a göre bu algı, kadının emeğini değersizleştirirken erkeğin gelirini “asıl” kabul eden bir düzeni yaratıyor. Bu bakış açısı, ücret politikalarından terfi süreçlerine kadar pek çok alanda dolaylı eşitsizlik yaratıyor. Kadının işi geçici, erkeğinki kalıcı görülüyor. Sonuçta kadın istihdamı artıyor gibi görünse de eşitlik aynı hızla ilerlemiyor. Kadın istihdamını artırmak için sistem değişikliğinin şart olduğunu da sözlerine ekleyen Kazan şunları söyledi: “Ama bu değişim zihniyet dönüşümü olmadan mümkün değil. Yasa çıkarırsınız, teşvik verirsiniz ama toplumsal kabuller değişmezse sonuç sınırlı kalır. Özellikle ‘bakım emeği’nin yeniden tanımlanması gerekiyor. Gerçek dönüşüm, kadının çalışmasının istisna değil norm kabul edilmesiyle başlayacak. Kadın çalıştığı için değil, çalışmadığında açıklama yapmak zorunda kalmalı. Bu noktaya gelinmeden istihdam rakamları kalıcı biçimde değişmez.”

Avşa’da turizmin yükünü omuzlayan kadın patron, Nurcan Birgün: “Kadınlar işi görev gibi görmüyor”
Avşa Adası’nda turizm sezonu her yıl erken başlar, geç biter. Bu yoğunluğun tam ortasında ise 62 yaşında, üç çocuk annesi bir kadın işveren duruyor: Nurcan Birgün. Uzun yıllar tekstil sektöründe çalıştıktan sonra son 10 yıldır turizme yönelen Birgün, bugün Avşa’da işlettiği otelde sezonda yaklaşık 25 kişiye istihdam sağlıyor.
Kadın patron Nurcan Birgün, çalışma hayatına genç yaşta atılmış bir isim. “Çalışmayı hiç bırakmadım” diyen Birgün, hem tekstilde hem de turizmde patronluk yapmış olmanın kendisine farklı bir bakış açısı kazandırdığını söylüyor. “Patronluk sadece para kazanmak değil, aslında insan yönetmektir. Kadınsanız bu daha da zor ama bir o kadar da öğretici...” sözleriyle özetliyor deneyimini.
Kadın çalışanların işyerine kattığı fark konusunda ise net: Disiplin, detaycılık ve empati. Birgün’e göre özellikle hizmet sektöründe kadın emeği işletmenin ruhunu belirliyor. “Kadın çalışan, işi sadece görev olarak görmüyor. Misafiri de çalışanı da daha çabuk sahipleniyor. Bu, turizmde çok belirleyici bir fark.” Ancak kadın istihdamı konusunda iyi niyetin tek başına yeterli olmadığını söyleyen Birgün, “Herkes ‘kadınları destekliyoruz’ demeyi seviyor ama iş uygulamaya gelince geri adım atılıyor. Esnek çalışma, doğum izni, sezon sonrası güvencesi gibi konularda samimi olunmazsa bu destek lafta kalıyor.” diyor.
“Kadın yöneticinin olduğu yerde işleyiş daha dengeli”
Doğum, annelik ve bakım süreçlerinin iş dünyasında hâlâ “risk” olarak görüldüğünü de belirten Birgün, “Ne yazık ki evet. Kadın çalışanın çocuğu olunca verimsiz olacağı düşünülüyor. Oysa gerçek tam tersi. Kadın daha planlı, daha sorumlu oluyor. Ama bu önyargıyı kırmak kolay değil. Ben kendi işletmelerimde kadınların yönetici pozisyonlara gelmesi için özel bir politika uyguluyorum. Kadın çalışanın önünü kesmem, tam tersine cesaretlendiririm. Kadın yöneticinin olduğu yerde işleyiş daha dengeli oluyor.” diye konuşuyor.
“Pazarlık konusunda kadın ciddiye alınmıyor”
Erkek egemen sektörlerde kadın patron olmanın ise görünmeyen pek çok zorluğu olduğunu ifade eden Birgün, bu durumu da şöyle anlatıyor: “Aynı cümleyi söylediğinizde erkek patron ciddiye alınıyor, kadın patron ‘duygusal’ bulunuyor. Pazarlık masasında, resmî işlemlerde, hatta bazen çalışanla ilişkide bile kendinizi iki kat ispat etmek zorunda kalıyorsunuz. Tüm bu zorluklara rağmen geri dönüp baktığımda pişman değilim. Kadın olmak zor ama güçlü bir şey. Çalışan, üreten ve istihdam sağlayan her kadın bu ülke için kazançtır. Kadın istihdamının artması sadece ekonomik değil, toplumsal bir dönüşüm anlamına gelir.”

Nazlı Kurt: “Anne olan kadın sistemin dışına itilmek isteniyor”
19 yıldır çalışma hayatının içinde olan Nazlı Kurt, kamuda kadın olmanın görünmeyen yükünü anlatıyor: “Sorun işe girmek değil, anne olduktan sonra sistemin sizi dışarı itmesi.”
Yaklaşık 19 yıldır çalışma hayatında olan Nazlı Kurt, bunun 16 yılını kamu sektöründe, 3 yılını ise özel sektörde geçirdi. Çalışma hayatına girerken herhangi bir engelle karşılaşmadığını söyleyen Kurt’a göre asıl kırılma noktası, kadınların anne olduktan sonraki dönemi. Nazlı Kurt, “Aile sorumlulukları, ister istemez kariyer hedeflerini kısıtlıyor. Özellikle çocuklar küçükken çalışan anneler, iş hayatında istenmeyen personel muamelesi görüyor. Sorun, ayrımcılıktan çok sistemin kadınları sessizce geri plana itmesinden kaynaklanıyor.” diyor.
“Eşitlik var ama bedeli ağır”
Nazlı Kurt’un çalıştığı kurumda kadın ve erkekler arasında ücret ya da terfi farkı olmadığını özellikle vurgulaması dikkat çekici. Ancak eşitliğin kâğıt üzerinde kalmaması için kadınların çok daha fazla çaba göstermesi gerektiğini söylüyor. Kamu sektöründe çalışmasına rağmen bu durumun değişmediğini de belirten Kurt, “Kâğıt üzerinde eşitlik var ama pratikte çocuk sahibi bir kadın her zaman daha fazla sorgulanıyor. İş ve özel hayat arasında denge mümkün ama iki kat mesai yaparak. Profesyonel olarak başarılı olmak, çoğu zaman kendi refahınızı bir kenara bırakmanızı gerektiriyor.” diye konuşuyor.
“Ekonomik katkı oluyor ama toplumsal algı hâlâ kırılgan”
Kurt’a göre çalışan kadınlar sadece işte değil, evde de tam zamanlı mesai yapıyor. Bu durum, uzun vadede yorgunluk, tükenmişlik ve kariyerden bilinçli geri çekilmelere yol açabiliyor. Aile bütçesine katkı sağlamanın hem bireysel hem de toplumsal açıdan fark yarattığını belirten Kurt, çalışan kadınların ekonomik bağımsızlığının önemine dikkat çekiyor: “Bu katkı, kadının hem aile içindeki hem de toplumdaki yerini güçlendiriyor.” Toplumun çalışan kadınlara ve ev hanımlarına bakışı arasında hâlâ bir fark olduğunu kabul eden Kurt, buna rağmen son yıllarda destekleyici tutumların arttığını da şöyle ifade ediyor: “Birçok insan yardım etmeye, destek olmaya çalışıyor. Ama bu destek, sistemli bir yapıya dönüşmediği sürece kalıcı olmuyor.”

Bakan Mahinur Özdemir Göktaş: "16 hafta olan doğum izninin 6 aya kadar çıkarılmasını gündeme aldık"
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, doğum izni süresinin uzatılmasına yönelik çalışmalara ilişkin açıklamalarda bulundu. Bakan Göktaş’ın Anadolu Ajansı’na (AA) yaptığı açıklamalar, Türkiye’nin son yıllarda şekillendirdiği aile ve sosyal devlet politikaları çerçevesinde doğum izni düzenlemesinin önemini bir kez daha ortaya koydu.
Mevcut uygulamada 16 hafta olan doğum izninin 6 aya kadar çıkarılmasının gündeme alındığını belirten Göktaş, bu düzenlemenin kadının iş gücüne kazandırılması ve çalışma hayatında kalıcılığının sağlanması açısından önemli bir adım olduğunu ifade etti. Bakan Göktaş, AA’ya yaptığı değerlendirmede Türkiye’de doğurganlık hızındaki düşüş ve aile yapısında yaşanan dönüşümün sosyal politikaların yeniden ele alınmasını zorunlu kıldığını vurguladı. Bu süreçte doğum izni süresinin uzatılmasının yalnızca aile kurumunu güçlendirmeye yönelik değil, aynı zamanda iş gücünden uzaklaşan kadınların haklarının korunmasına yönelik uzun vadeli bir devlet stratejisinin parçası olduğunu kaydetti.
Sosyal devlet anlayışı sahaya yansıyor
Doğum sonrası sürecin kadınlar açısından daha sağlıklı ve güvenceli geçirilmesini hedeflediklerini belirten Göktaş, anne ve çocuk sağlığının korunmasının toplumsal refahın temel unsurlarından biri olduğuna dikkat çekti. Bakanlık nezdinde yapılan değerlendirmelerde, bu yaklaşımın sosyal devlet anlayışının sahaya yansıyan önemli bir başlığı olduğu ifade ediliyor.
Düzenleme çalışma hayatını da kolaylaştıracak
Öte yandan düzenlemenin çalışma hayatı üzerindeki etkilerinin de dengeli biçimde yönetilmesi gerektiğini belirten Göktaş, açıklamasında sürecin çok boyutlu ele alındığını ve ilgili tüm kurumlarla koordinasyon içinde yürütüldüğünü söyledi. Göktaş, amaçlarının hem aileyi merkeze alan sosyal politika vizyonunu güçlendirmek hem de kadınların çalışma yaşamında karşılaştığı yapısal zorlukları ortadan kaldırmak olduğunu ifade etti. Bakan Göktaş, nihai düzenlemenin yasalaşma sürecine girmesiyle birlikte söz konusu adımın hem çalışma hayatı hem de sosyal yapı üzerinde gözle görülür bir iyileşme sağlayacağını da sözlerine ekledi.
