Birleşme sonrası Hakkari’de iki gazete kaldı
Hakkari'de gazeteler birleşti
Haber Üsküdar: Erhan Avşar
Yerel gazetelerin sayısı, Basın İlan Kurumu’nun 2012 yılında aldığı kararlar ve ardından yürütülen uygulamalarla birlikte ciddi biçimde azaldı. Hakkari’de, 2017’de gerçekleşen birleşmelerle günlük yayın yapan yerel gazete sayısı 11’den 2’ye düştü.
Birleşmeden önce Halkın Sesi, Yeni Hakkari, Demokrat Gazetesi, İl Sesi, Doğu’nun Sesi, Hakkari Ekspresi, Berçelan, Hakkari Posta, Haber 30, Haberdar ve Yankı isimli gazeteler yayımlanıyordu; bugün ise yalnızca Halkın Sesi ve İl Sesi basılı gazete olarak yayın hayatına devam ediyor ve resmi ilan alıyor.
Bu süreç, yerel basının ekonomik sürdürülebilirliğini artırmak amacıyla başlatılırken, birlikte yayımlanan gazetelerin fabrikasyon gibi ticari amaçlı yeniden yapılanmalarıyla da dikkat çekiyor. Birçok gazete ya tamamen kapanan ya da resmî ilan almayı sürdüren başka yapıların çatısı altına giren biçime dönüştü.
Bu haberde, birleşme sürecinin nasıl karşılandığını ve sonuçlarının nasıl değerlendirildiğini anlamak için Hakkari’de farklı pozisyonlarda görev yapan gazetecilerin görüşlerine başvuruldu.
Gazeteci Fatih Keskin: “Birleşme, çalışma düzenini rahatlattı”
Gazeteci Engin Önal: “Ekonomik Kazanç Var Ama Çeşitlilik Azaldı”
Gazeteci Erkan Çapraz: “Bu birleşme gazeteciliği güçlendirmedi”
Erkan Çapraz sorularımız üzerine şu değerlendirmeyi yaptı: “Ben bu birleşmenin başarılı olduğunu düşünmüyorum. Zaten baştan itibaren başarılı olması da beklenmiyordu. Basın İlan Kurumu bu kararı 2012 yılında aldı, denetimleri artırdı ve yeni kurallar koydu. Ancak bu kurallar gazeteciliği geliştirmekten çok, sistemi kâğıt üzerinde yürütmeye zorladı. Birçok kişi bu şartları nasıl karşılayacağını bilemedi. Sonrasında da gazetecilik yaparak değil, işi kılıfına uydurarak bu süreci aşmaya çalıştılar. Çok az sayıda gazete basıldı ama resmiyette çok basılmış gibi gösterildi. Basılan gazeteler çoğunlukla kamu kurumlarına dağıtıldı. Bu tamamen ticari bir yapıydı. Amaç haber yapmak değil, ilan ve reklam düzenini sürdürmekti. Merkezde bulunan bazı gazete sahipleri gazetecilik geleneğini, mesleğin akademik yönünü bilmiyordu. Buna rağmen ticari itibar ve rant için bu alana girdiler ve sonuçta gerçek anlamda gazetecilik yapılamadı. Mizanpaj programı bilen birini tuttular, kopyala-yapıştır haberlerle bu işi yürüttüler.”
“Gazetecilikle hiç ilgisi olmayan insanlar sigortalı gösterildi”
Erkan Çapraz eleştirilerine devam etti: “Gazetecilikle hiç ilgisi olmayan insanlar sigortalı gösterildi, kâğıt üzerinde gazeteci yapıldı. Matbaa zorunluluğu vardı; ‘yazılı gazete çıkaracaksan matbaan olacak’ deniyordu. Bu şart da fiilen delindi. Yetmiş yıllık, çalışmayan makineler alınıp envantere yazıldı. Gazeteler kâğıt üzerinde çıkarıldı. Resmiyette tiraj yüksek gösterildi ama fiilen sadece kurumlara yetecek kadar basıldı. Bu gazetecilik midir, bu etik midir? Hakkari sıradan bir şehir değil. Bölgenin en hareketli, haber potansiyeli en yüksek illerinden biridir. Evet, üzücü haberler çoktur ama aynı zamanda çok güçlü, özgün ve ulusala taşınabilecek haberler çıkarabilecek bir şehirdir. Peki bu birleşmelerden sonra Hakkari’nin hangi sorunu gerçekten görünür oldu? Hangi dosya haber ulusal basına taşındı? Bunların cevabı yok.”
“Başta ‘birleşmeyeceğiz, bu şekilde devam edeceğiz’ dediler”
Erkan Çapraz, birleşme sürecinde yaşananları da şöyle aktardı: “Birleşme sürecinde bazı gazete sahipleri bugün çıkıp ‘gazetemiz var, çok mutluyuz’ diyor. Neyin mutluluğu bu? O dönem neler yapıldığını hepimiz biliyoruz. Başta ‘birleşmeyeceğiz, bu şekilde devam edeceğiz’ dediler. Sonra süreç zorlaşınca, ekonomik baskı artınca, tek tek değil de birlikte hareket etmenin kendilerine daha güvenli olacağını düşündüler ve kapalı kapılar ardında başvurular yaptılar. Bu bir birliktelik mi, yoksa mecbur kalınmış bir ortaklık mı? Meslektaşına sahip çıkmayan, süreci şeffaf yürütmeyen, sonra da çıkıp ‘mutluyuz, her şey güzel oldu’ diyen bir anlayıştan söz ediyoruz. Bu mutluluğun halkla, haber zenginliğiyle, Hakkari’ye yakışır bir gazetecilikle ne ilgisi var? Hiç. Çünkü öncelik halk olmadı, öncelik kendi ekonomik güvenlikleri oldu.”
“BİK’in şartlarını başta doğru düzgün okumadılar”
Erkan Çapraz, değerlendirmelerine şöyle devam etti: “Bu süreçte BİK’in şartlarını başta doğru düzgün okumadılar. Korktular. Sonra güçlü görünen yapının arkasına sığınıp, kalabalık olmanın kendilerini koruyacağını düşünerek hareket etmeye başladılar. İlan ve reklam alabilmek için ‘iyi gazetecilik’ değil, sorun çıkarmayan bir profil tercih edilir hale geldi. Hatta iş öyle bir noktaya geldi ki, iyi gazetecilerin karşısına bir de adli sicil şartı çıkarıldı. Peki hangisinin gazetecilik faaliyetleri nedeniyle açılmış bir davası ya da soruşturması var? Kimseye ceza kutsaması yapmıyorum ama şunu sormak zorundayım: Hiç mi çelişki yaşamadılar? Hiç mi sisteme yönelik eleştirel bir haber yapmadılar? Her şey bu kadar sorunsuz muydu? Biz yıllardır haber yaptık, soruşturmalara, davalara maruz kaldık. Peki neden? Yerel gazetecilik zor, ekonomik olarak da zor; bunu inkâr etmiyorum. Ama adil olmak zorundasınız. Gazeteciliğe parayla, maddiyatla ve ilanla ayar verilemez.”
“Mevcut sistem iyi gazeteciliği değil, itaatkâr olmayı ödüllendiriyor”
Erkan Çapraz, günümüzde Hakkari’de gerçek yerel haberciliğin büyük ölçüde dijital mecralarda yapıldığını dile getirerek sözlerini şöyle sürdürdü: “Basılı gazete çıkarma koşullarını sağlayamayan ya da bu alanın dışına itilen gazeteciler internet üzerinden habercilik yapıyor. Hakkari’nin sorunlarını, yaşananları, halkçı yanını en iyi bu dijital platformlar anlatıyor. Mevcut sistem iyi gazeteciliği değil, sessiz, uyumlu ve itaatkâr olmayı ödüllendiriyor. Bu koşullarda gazetecilik gelişmez, kalite oluşmaz.”