Röportaj: Sude Kader Aykın

Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde Prof. Dr. Süleyman İrvan tarafından verilen Gazetecilikte Yeni Yaklaşımlar dersi için deprem bölgesine giden gazetecilerle röportajlar gerçekleştirdik. Ben de sorularımı Medyascope için çalışan gazeteci Edanur Tanış’a yönelttim.

Merhaba, kısaca kendinizden bahseder misiniz?

Merhaba, 4 yıldır Medyascope'da muhabir olarak çalışıyorum. Videolu ve yazılı haberler yapıyorum. Ağırlıklı olarak azınlık hakları, kadın hakları, toplumsal olaylar ve siyaset odakları haberler üzerine çalıştım. 2021-2023 yılları arasında Gökkuşağı Bülteni'ni hazırlayıp sundum. Kahramanmaraş depremlerinde üç hafta Hatay'da çalıştım.

Bölgeye giderken neler temin ettiniz?

Deprem haberini alır almaz bir toplantı yapıp, bölgeye kimlerin gideceğine karar verip planlama yaptık. İkişerli gruplar halinde Hatay’a, Kahramanmaraş’a, Adıyaman’a, Gaziantep’e yola çıktık. Diyarbakır’da muhabirimiz vardı. Ben giderken yanıma ekipman olarak kamera, mikrofon, tripod ve powerbank aldım. Ancak Hatay’da geçirdiğim üç hafta boyunca kamerayı bir kere bile kullanmadım. Çünkü deprem bölgesinde bilgisayara görüntüleri aktarıp haber merkezine iletmem imkânsızdı. İlk hafta yola çıkarken yiyecek olarak konserve, bolca su, kuruyemiş, ıslak mendil, peçete ve şekerli atıştırmalıklar aldım. Eczaneden, kolonya, ped, ilk yardım malzemeleri, C vitamini, ishal ve mide bulantısı tedavisinde kullanılan ilaçlar aldım.

Deprem bölgesinde ne gibi sıkıntılar yaşadınız?

Kişisel olarak yaşadığım en büyük sıkıntı, bölgede kullanabileceğim bir tuvaletin olmamasıydı. Depremin ilk haftası altı gün boyunca arabada uyuduk, daha doğrusu yaşadık. Hiç tuvalete giremediğim günler oldu. Dört beş gün boyunca günde sadece tek öğün beslenebildik. Ya kahvaltı ya da akşam yemeği. Hem tuvalet sorunu yaşamamak için hem de yemek yemeye zaman olmadığı için.

Felaketin yaşandığı bölgede birçok sarsıcı olay da meydana geldi. Şahit olduğunuz ve sizi etkileyen bir olayı anlatır mısınız?

Aslında çok şey var, muhtemelen ömrüm boyunca unutamayacağım. Enkazlardan gelen yardım çığlıkları, enkazlara, ‘Sesimi duyan var mı?’ diye seslenilmesi, koluma yapışıp, ‘AFAD’ı buraya getir’ diyen depremden etkilenen yurttaş, 15 gündür duş almadığını söyleyip utanarak benden bir adım geri kaçan kadın…Bunlardan birini örnek vermek gerekirse, yanlış hatırlamıyorsam depremin 6. ya da 7. günüydü. Bir afet kontrol merkezindeydik. Depremden etkilenen yurttaşlar yemek ve ilaç gibi ihtiyaçlarını giderirken 40’lı yaşlarının başında bir kadın kızının ismini bağırarak, ‘Seni de mi kaybettim’ diye ağlamaya başlayıp sinir krizi geçirdi. Yakınındaki kişiler kadına sakin olmasını, kızının iyi olduğunu söylüyordu ancak kadın duymuyordu. Aradan birkaç dakika geçtikten sonra yurttaşlar çocuğu aramaya başladı ve bulup kadının yanına getirdiler. Kız zannedersem 7 yaşlarındaydı, annesini o halde görünce çok ürktü. Kadın bir süre kızına baktı ancak onu görmedi, çığlıklar atmaya devam etti. Daha sonra sakinleşip kızına sarıldı. Öğrendim ki bu kadın depremde annesini, eşini ve diğer çocuğunu kaybetmişti.

Haber ulaştırma açısından mutlaka problem yaşamışsınızdır, ne gibi sorunlarla karşılaştınız?

Telefonumu ve powebankimi arabada şarj ettim. Deprem boyunca neredeyse her gün günde iki kere canlı yayına bağlanıp bölgede yaşanan son gelişmeleri anlattım. Ancak bağlantı inanılmaz büyük sorundu. Yayın için arabaya atlayıp internetin çektiği bir yer bulana kadar yol alıyorduk. Aynı şekilde çektiğim görüntüleri ve röportajları iletmekte de büyük sıkıntılar yaşadım. Depremin beşinci, altıncı gününden sonra Hatay’da bazı yerlerde kısmen telefon ve internet çekmeye başladı. Ancak bağlantı yine yayına bağlanacak ve görüntü aktarabilecek kadar iyi değildi. İnternet olmadığı için navigasyon da kullanamadık. Örneğin depremin 3. günü Samandağ’da yıkımın oldukça büyük olduğu yerlere gitmiştik ancak buraları 2. ve 3. gidişimde ne kadar arasam da bulamadım.

Yaşadığımız bu felaketle ilgili şahsi görüşleriniz nelerdir?

Açık ve net konuşmak gerekirse şunu söyleyebilirim: Süreç iyi yönetilemedi. Ne arama kurtarma çalışmaları ne de bölgeye gelen yardımlar. Gördüğüm kadarıyla süreç iyi yönetilseydi, zamanında yeterli ekipmanla enkazlara müdahale edilseydi sadece Hatay’da bile binlerce insan kurtarılabilirdi. Sahada gördüğüm çoğu AFAD görevlisi profesyonel değil, gönüllüydü, yeterli ekipmanları ve enkaza müdahale için yeterli bilgileri yoktu. Zaten ayın 7’si ve 8’inde şehire giriş imkânsız hale gelmişti. Yollar tıkalıydı, bir gazeteci arkadaşımız İskenderun’dan Antakya’ya yaklaşık 7 saatte gelebilmişti. Şimdi deprem bölgesi dışında yaşayan herkesin, hepimizin gündemi cumhurbaşkanlığı seçimleri oldu. Bir şekilde deprem bölgesi unutuldu. Ancak hâlâ çalışma yapılmayan enkazlar, kayıp insanlar ve cenazeler var. Bir şekilde bizlerin seçime rağmen hafızaları diri tutması, depremin unutulmasına izin vermemesi gerekiyor diye düşünüyorum.