13. Uluslararası İletişim Günleri Davetli Konuşmacılar oturumunda yapay zekâ, etik ve dezenformasyon tartışıldı
Haber: Kevser YILMAZ
13. Uluslararası İletişim Günleri / İletişimde Yapay Zekâ: Kuram ve Pratik Sempozyumu kapsamında düzenlenen Davetli Konuşmacılar oturumu, Yakın Doğu Üniversitesi Turuncu Salon’da gerçekleştirildi. Oturumda Doç. Dr. Derviş Zaim, Prof. Dr. Vuqar Ziferoğlu ve Prof. Mirca Madianou yapay zekânın görsel-işitsel üretim, dezenformasyon ve dijital eşitsizlikler üzerindeki etkilerini ele aldı.
Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi ile Yakın Doğu Üniversitesi iş birliğinde düzenlenen 13. Uluslararası İletişim Günleri / İletişimde Yapay Zekâ: Kuram ve Pratik Sempozyumu, davetli konuşmacılar oturumuyla devam etti. Yakın Doğu Üniversitesi Turuncu Salon’da gerçekleştirilen oturumun birinci kısmının moderatörlüğünü Yakın Doğu Üniversitesi’nden Doç. Dr. Mustafa Ufuk Çelik üstlendi. Bu bölümde İstanbul Medeniyet Üniversitesi’nden Doç. Dr. Derviş Zaim, “Görsel İşitsel Yapılarda Yapay Zekâ Kullanımı ve Ahlak İlişkisi” başlıklı konuşmasını gerçekleştirdi. Oturumun ikinci kısmında ise moderatörlüğü Yakın Doğu Üniversitesi’nden Doç. Dr. Ayça Demet Atay yaptı. Bu bölümde Bakü Devlet Üniversitesi’nden Prof. Dr. Vuqar Ziferoğlu “Yapay Zekanın Dezenformasyon Ekosistemindeki Rolü: Yapı, Mekanizmalar ve Düzenleyici Zorluklar”; GoldSmiths Londra Üniversitesi’nden Prof. Mirca Madianou ise “Teknokolonyalizm: İyi Amaçlı Teknoloji Zararlı Olduğunda” başlıklı sunumunu yaptı.
Doç. Dr. Derviş Zaim: “Makine etiği konusunda hibrit bir yaklaşım daha makul görünüyor”

İstanbul Medeniyet Üniversitesi’nden Doç. Dr. Derviş Zaim, “Görsel İşitsel Yapılarda Yapay Zekâ Kullanımı ve Ahlak İlişkisi” başlıklı konuşmasında yapay zekâ teknolojilerinin sinema ve görsel-işitsel üretim süreçlerinde etik açıdan nasıl değerlendirilebileceğini ele aldı. Yapay zekânın yalnızca teknik bir araç değil, aynı zamanda felsefi ve ahlaki boyutları olan bir mesele olduğuna dikkat çeken Zaim, makine etiği, ahlaki özne tartışmaları ve yapay zekâ sistemlerinin kontrolsüz kullanımının doğurabileceği sorunlar üzerinde durdu.
Zaim, “Yapay zekâ ve akıllı makinelerden yararlanmayı düşünen bir sinemacı, eserini inşa ederken çok sayıda seçenek ve estetik vaat arasında boğulmamak için daha geniş bir kavramsallaştırmaya ihtiyaç duymaktadır. Yapay zekâ bazlı sistemlerin ahlaki özne biçiminde değerlendirilip değerlendirilemeyeceği önemli bir sorudur. Makine etiğinin ortaya çıkmasının temel nedenlerinden biri, makinelerin kontrolsüz bırakıldıklarında insanlara zarar verebileceği düşüncesidir. Bu noktada faydacılık, deontoloji ve erdem etiği gibi farklı ahlak teorileri üzerinden yapay zekanın nasıl şekillenebileceği tartışılmaktadır. Ancak her yaklaşım kendi içerisinde çeşitli sorunlar ve eksiklikler barındırmaktadır. Evrensel etik ilkelerin nasıl belirleneceği sorusu halen önemli bir tartışma konusudur. Özellikle Asimov’un robot yasaları gibi örnekler, etik kodların uygulanabilirliği konusunda yeni sorular doğurmaktadır. Makine etiği konusunda tek bir yaklaşım yerine hibrit bir yaklaşımın daha makul olabileceği düşünülmektedir. Çünkü makinelerin yalnızca kurallarla değil, aynı zamanda deneyim ve öğrenme süreçleriyle etik davranış geliştirmesi gerektiği savunulmaktadır” ifadelerini kullandı.
Soru-cevap bölümünün ardından davetli konuşmacılar oturumunun ikinci kısmına geçildi.
Prof. Dr. Vuqar Ziferoğlu: “Bilgi kirliliği ve dezenformasyon gazeteciliğin en ciddi sorunlarından biri”

Bakü Devlet Üniversitesi’nden Prof. Dr. Vuqar Ziferoğlu, konuşmasında yapay zekânın medya ve gazetecilik alanındaki etkilerini dezenformasyon ekosistemi bağlamında değerlendirdi. Yapay zekânın haber akışının düzenlenmesi, bilgi yönetimi ve medya üretim süreçlerinde önemli kolaylıklar sağladığını belirten Ziferoğlu, buna karşın bilgi kirliliği, manipülasyon ve sahte içeriklerin yayılması açısından da ciddi riskler barındırdığını söyledi. Ziferoğlu, özellikle sosyal medya platformları, bot ağları ve sahte hesaplar üzerinden yürütülen dezenformasyon faaliyetlerinin bilgi ekosistemini etkilediğine dikkat çekerek, savaş dönemlerinde manipülatif içeriklerin nasıl organize biçimde dolaşıma sokulabildiğine ilişkin örnekler paylaştı. Ziferoğlu, “Günümüzde yapay zekanın etkileri özellikle medya ve gazetecilik alanında çok güçlü biçimde hissediliyor. Dünyanın birçok büyük medya kuruluşu artık yapay zekayı haber akışının düzenlenmesi ve bilgi yönetiminde aktif şekilde kullanıyor. Biz gazeteciler de yapay zekayı yardımcı bir araç olarak kullanıyoruz ancak bununla birlikte ciddi sorunlarla da karşı karşıyayız. Bilgi kirliliği, dezenformasyon ve sahte içerikler bugün iletişim alanındaki en önemli problemlerden biri haline geldi. Özellikle sosyal medya platformları dezenformasyonun yayılmasında önemli bir rol oynuyor. Yapay zekâ sistemleri internet ortamındaki verilerden besleniyor ve bazen yanlış ya da manipülatif bilgileri yeniden üretebiliyor. Bu nedenle gazetecilerin kullandıkları bilginin kaynağını ve doğruluğunu sorgulaması gerekiyor. 44 günlük Karabağ Savaşı sırasında sahte hesaplar ve bot ağları üzerinden bilgi ekosistemimize müdahale edilmeye çalışıldı. Önce güven kazanmak için doğru bilgiler paylaşılıyor, ardından manipülatif içerikler dolaşıma sokuluyordu. Ayrıca bazı dezenformasyonlar küçük internet sitelerinde yayımlanıp daha sonra büyük medya kuruluşlarına taşınarak meşrulaştırılıyordu. Bu da bilgi manipülasyonunun ne kadar organize şekilde yürütülebildiğini gösteriyor” ifadelerini kullandı.
Prof. Mirca Madianou: “Dijital inovasyon mevcut güç eşitsizliklerini daha da derinleştiriyor”

GoldSmiths Londra Üniversitesi’nden Prof. Mirca Madianou, sunumunda yapay zekâ, dijital inovasyon ve insani yardım teknolojileri üzerinden ortaya çıkan yeni güç ilişkilerini “tekno-sömürgecilik” kavramı çerçevesinde ele aldı. Özellikle mülteci krizleri ve insani yardım süreçlerinde kullanılan biyometrik sistemlere dikkat çeken Madianou, dijital teknolojilerin her zaman çözüm üretmediğini, bazı durumlarda yeni eşitsizlikler ve baskı mekanizmaları doğurabildiğini ifade etti. Madianou, insani yardım alanında kullanılan yapay zekâ destekli sistemlerin, chatbotların, algoritmik değerlendirme modellerinin ve kriz tahmin araçlarının mevcut güç ilişkileri içinde değerlendirilmesi gerektiğini belirtti. Dijital teknolojilerin Küresel Kuzey ile Küresel Güney arasındaki eşitsizlikleri yeniden üretebildiğini vurgulayan Madianou, bu süreci tekno-sömürgecilik kavramıyla açıkladı.
Madianou, “Yakın zamanda yayımladığım ‘Techno-Colonialism: When Technology for Good Is Harmful’ adlı kitabımda, teknolojinin insani yardım alanında nasıl zararlı sonuçlar üretebildiğini tartışıyorum. Rohingya mülteci krizinde olduğu gibi, biyometrik veri toplama sistemleri bugün insani yardım süreçlerinde standart uygulamalar hâline geldi. Ancak mülteciler bu verilerin hükümetlerle paylaşılmasından ve ileride kendileri için bir tehdit oluşturmasından endişe duyuyor. Bu durum kamplarda protestolara ve çatışmalara yol açtı. Bugün dünya genelinde milyonlarca yerinden edilmiş insan ve insani yardıma ihtiyaç duyan topluluk var. Aynı zamanda sektör ciddi bütçe kesintileriyle karşı karşıya. Böyle bir ortamda yapay zekâ ve dijital inovasyon, insani yardımın sorunlarına çözüm olarak sunuluyor. Chatbotlar, algoritmik değerlendirme sistemleri ve kriz tahmin modelleri artık yaygın biçimde kullanılıyor. Ancak benim temel argümanım şu: Dijital inovasyon, veri ve yapay zekâ uygulamaları mevcut güç eşitsizliklerini daha da derinleştiriyor ve Küresel Güney ile Küresel Kuzey arasında yeni eşitsizlikler üretiyor. Bu nedenle geliştirdiğim ‘tekno-sömürgecilik’ kavramı; insani yardım yapıları, devletler, bağışçılar ve teknoloji şirketlerinin ortaklaşa oluşturduğu yeni sömürü ilişkilerini anlamaya çalışıyor” dedi.
Sempozyum yüz yüze ve çevrim içi oturumlarla devam etti
Davetli Konuşmacılar Oturumu, soru-cevap bölümünün ardından sona erdi. 13. Uluslararası İletişim Günleri / İletişimde Yapay Zekâ: Kuram ve Pratik Sempozyumu, yüz yüze ve çevrim içi oturumlarla devam etti.



