Üsküdar İletişim’de medya ve kadın paneli: "Medya kadını ya görmezden geliyor ya da kurbanlaştırıyor"
09.03.2026 18:00

Üsküdar İletişim’de medya ve kadın paneli: "Medya kadını ya görmezden geliyor ya da kurbanlaştırıyor"


Haber-Fotoğraf: Rıdvan Emir ALTINTAŞ

Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi ile İnsan Odaklı İletişim Uygulama ve Araştırma Merkezi (İLİMER) tarafından düzenlenen “Medya ve Kadın Paneli”, akademisyenleri, sektör temsilcilerini ve öğrencileri bir araya getirdi. Panelde, medyada kadın temsilinde yaşanan sorunlar ile medya ve iletişim sektörlerinde karşılaşılan cinsiyet temelli eşitsizlikler farklı yönleriyle ele alındı.

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü kapsamında düzenlenen panel, Fuat Sezgin Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi. Panelin açılış konuşmasını İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Gül Esra Atalay yaparken oturumun moderatörlüğünü Yeni Medya ve İletişim İngilizce Bölüm Başkanı Doç. Dr. Bahar Muratoğlu Pehlivan üstlendi. Etkinlikte Birgün gazetesi muhabiri Buse İlkin Yerli, Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bilge Şenyüz ile Hezz Creative Ajansı Strateji  ve Marka Direktörü İrem Çağlar konuşmacı olarak yer aldı. Panelde medya içeriklerinde kadın temsili, kadın gazetecilerin çalışma koşulları ve iletişim sektöründe kadınların karşılaştıkları sorunlar tartışıldı.

Prof. Dr. Gül Esra Atalay: “Medyayı eleştirmek yetmez, değişim gündelik hayattan başlamalı”

Panelin açılış konuşmasını yapan İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Gül Esra Atalay, kadın temsiline ilişkin eleştirilerin yalnızca medya kurumlarıyla sınırlı kalmaması gerektiğini vurguladı. Atalay konuşmasında şu ifadeleri kullandı: “8 Mart yaklaştığında markaların ve kurumların kadınlara yönelik mesajları bir anda çoğalıyor. Sosyal medyada feminist söylemler ve eşitlik vurguları oldukça görünür hale geliyor. Ancak çoğu zaman bu söylemler yalnızca bir günle sınırlı kalıyor. 9 Mart tarihine gelindiğinde aynı hassasiyeti görmek pek mümkün olmuyor. Bu nedenle yalnızca medyayı eleştirmek yeterli değil. Toplumsal dönüşüm bireylerin günlük yaşamlarında kullandıkları dil ve davranışlarla başlıyor. Medyada kullanılan dil toplumdaki algıları doğrudan etkiliyor. Özellikle kadına yönelik şiddet haberlerinde kullanılan ifadeler oldukça kritik bir rol oynuyor. Eğer kullanılan dile dikkat edilmezse haberler farkında olmadan şiddeti normalleştirebiliyor. Bu nedenle medya çalışanlarının toplumsal cinsiyet konusunda daha duyarlı bir dil geliştirmesi gerekiyor. Aynı zamanda izleyicilerin ve okuyucuların da bu içerikleri eleştirel bir gözle değerlendirmesi büyük önem taşıyor.”

Gazeteci Buse İlkin Yerli: “Medyada kadın emeği görünmez kalıyor”

Gazeteci Buse İlkin Yerli, medya sektöründe kadın gazetecilerin karşılaştıkları zorluklara dikkat çekti. Yerli konuşmasında şu değerlendirmelerde bulundu: “Gazetecilik mesleğinde kadınların sayısı giderek artsa da karar alma mekanizmalarında aynı tabloyu görmek her zaman mümkün olmuyor. Çoğu zaman haber merkezlerinde yöneticilik pozisyonlarında erkeklerin daha fazla yer aldığını görüyoruz. Kadın gazeteciler sahada aktif bir şekilde çalışsalar bile hazırladıkları haberlerin görünürlüğü sınırlı kalabiliyor. Bazı durumlarda kadın muhabirlerin emek verdiği haberlerin erkek yöneticiler tarafından sahiplenildiğine tanık olabiliyoruz. Bunun yanında kadın gazeteciler sahada çalışırken farklı önyargılarla da karşılaşabiliyor. Özellikle kriz veya politika haberciliği gibi alanların hâlâ erkeklere daha uygun olduğu düşünülüyor. Kadına yönelik şiddet haberlerinde kullanılan dil de önemli bir problem olarak karşımıza çıkıyor. Bu haberlerde çoğu zaman failin değil mağdurun öne çıkarıldığını görüyoruz. Oysa habercilikte sorumluluğun doğru şekilde aktarılması gerekiyor. Bu nedenle feminist gazetecilik yaklaşımı son yıllarda giderek daha fazla önem kazanıyor.”

Prof. Dr. Bilge Şenyüz: “Medyada kadın temsil arttı ama kalıplar değişmedi"

Panelde konuşan Prof. Dr. Bilge Şenyüz, medya içeriklerinde kadın temsiline ilişkin akademik araştırmalardan örnekler paylaştı. Şenyüz konuşmasında şu ifadeleri kullandı: “Medyada kadın görünürlüğü geçmiş yıllara kıyasla sayısal olarak artmış durumda. Ancak görünürlüğün artması her zaman temsilin doğru olduğu anlamına gelmiyor. Araştırmalar kadınların çoğu zaman belirli kalıplar içinde temsil edildiğini gösteriyor. Reklamlarda kadın karakterler sıklıkla duygusal ya da aile içi rollerle ilişkilendiriliyor. Uzmanlık veya otorite gerektiren rollerde ise erkek karakterlerin daha fazla yer aldığını görüyoruz. Örneğin teknoloji ürünlerinin tanıtıldığı reklamlarda anlatıcıların çoğu zaman erkek olması dikkat çekici. Bu durum açık bir cinsiyetçilikten çok daha inceltilmiş bir temsil biçimi olarak karşımıza çıkıyor. Günümüzde feminizm söylemi de zaman zaman tüketim kültürünün bir parçası haline getirilebiliyor. Kadınların güçlenmesini vurgulayan mesajlar bazı kampanyalarda pazarlama stratejisi olarak kullanılabiliyor. Bu nedenle medya içeriklerini analiz ederken yalnızca görünürlüğe değil temsil biçimine de dikkat etmek gerekiyor."

Reklamcı İrem Çağlar: Kadınlar üst düzey görevlere talip olduklarında bazı önyargılarla karşılaşabiliyorlar"

Reklamcılık sektöründen İrem Çağlar ise panelde yaptığı konuşmada, iletişim sektöründeki deneyimlerinden yola çıkarak kadınların iş hayatında karşılaştıkları engellere değindi. Çağlar konuşmasında şu değerlendirmelerde bulundu: “İletişim sektörü kadınların çalışabildiği ve görünür olduğu alanlardan biri olarak görülüyor. Ancak iş yönetim pozisyonlarına geldiğinde tablo biraz değişebiliyor. Kadınlar üst düzey görevlere talip olduklarında bazı önyargılarla karşılaşabiliyor. Kendi meslek hayatımda bunun çeşitli örneklerini deneyimledim. Özellikle müşteri ilişkilerinde imza yetkisi veya karar verme süreci söz konusu olduğunda kadın yöneticilere karşı şaşkınlıkla yaklaşılabildiğini gördüm. İş görüşmelerinde kadınlara aile hayatı veya çocuk planlarıyla ilgili sorular yöneltilebiliyor. Bu tür sorular erkek çalışanlara aynı şekilde sorulmuyor. Bu da iş hayatında eşitliğin tam anlamıyla sağlanamadığını gösteriyor. Toplumsal cinsiyet eşitliği yalnızca iş yerlerinde değil toplumun genelinde ele alınması gereken bir konu. Değişimin aile içinde ve günlük yaşamda başlaması gerektiğine inanıyorum. Kadınların iş hayatındaki varlığının güçlenmesi için uzun vadeli bir toplumsal dönüşüm gerekiyor”.

Konuşmasında Kadir Has Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmaya da değinen İrem Çağlar, kadın ve erkek arasında tam eşitliğin sağlanmasının 132 yıl alacağına ilişkin projeksiyon yapıldığını hatırlatarak, “Bu süreyi kısaltmak için mücadele edilmesi gerekir. Eşitlik için 132 yıl bekleyemeyiz” dedi.

Panel, katılımcılara teşekkür belgesi takdimi ve toplu fotoğraf çekimiyle sona erdi.