13. Uluslararası İletişim Günleri'nde ikinci gün, davetli konuşmacılar oturumuyla başladı
14.05.2026 14:16

13. Uluslararası İletişim Günleri'nde ikinci gün, davetli konuşmacılar oturumuyla başladı


Haber: Melek Sueda AKSOYLU

13.Uluslararası İletişim Günleri / İletişimde Yapay Zekâ: Kuram ve Pratik Sempozyumu kapsamında düzenlenen davetli konuşmacılar oturumunda, yapay zekânın beşerî ve sosyal bilimlerdeki etkileri, devlet-teknoloji ilişkilerinin dönüşümü ve platform şirketlerinin küresel ekonomi üzerindeki etkileri ele alındı. Oturumda NOVA University Lisbon’dan Paulo Nuno Vicente, Goldsmiths University of London’dan Lina Dencik ve King’s College London’dan Nick Srnicek konuşmacı olarak yer aldı.

Üsküdar Üniversitesi ve Yakın Doğu Üniversitesi İletişim Fakülteleri iş birliğiyle düzenlenen 13. Uluslararası İletişim Günleri’nin ikinci gününde gerçekleştirilen davetli konuşmacılar oturumunda, yapay zekânın yalnızca teknolojik bir gelişme değil; aynı zamanda toplumsal, siyasal ve epistemolojik dönüşümlerin merkezinde yer alan bir olgu olduğu vurgulandı. Oturumda yapay zekânın araştırma süreçlerinden devlet politikalarına, dijital refah uygulamalarından platform ekonomilerine kadar uzanan çok katmanlı etkileri tartışıldı.

Paulo Nuno Vicente: “Yapay zekâ artık yalnızca araştırılan bir nesne değil”

NOVA University Lisbon’dan Paulo Nuno Vicente, “Beşerî ve Sosyal Bilimlerde Yapay Zekânın Ortaya Çıkışı: İnceleme Nesnesinin Seyrekleşmesinden Araştırma Gündemlerinin Yenilenmesine” başlıklı konuşmasında, yapay zekânın beşerî ve sosyal bilimlerde bilgi üretim süreçlerini nasıl dönüştürdüğünü ele aldı. Yapay zekânın yalnızca teknik bir araç olarak değil; kültürel, toplumsal ve epistemolojik bir yapı olarak değerlendirilmesi gerektiğini belirten Vicente, yapay zekâya ilişkin tahayyüllerin insanlık tarihi boyunca farklı biçimlerde var olduğunu ifade etti.

Vicente, “Yapay zekâ artık yalnızca kullandığımız bir teknoloji değil; giderek birlikte yaşadığımız ve onun aracılığıyla var olduğumuz bir yapıya dönüşmektedir. Yapay zekâ dışarıdan topluma müdahale eden istilacı bir unsur değil; kültürel ve toplumsal yapının içkin bir parçasıdır. Yapay zekâya ilişkin fikirler, anlatılar ve temsiller insanlık tarihi boyunca üretilmiştir. Antik Yunan’dan günümüz bilim kurgu anlatılarına kadar uzanan bu süreç, bugünkü yapay zekâ tartışmalarının tarihsel kökenlerini anlamamıza yardımcı olmaktadır” dedi.

Yapay zekânın disiplinlerarası bir alan hâline geldiğini vurgulayan Vicente, kavramın giderek daha kapsayıcı bir “şemsiye terim”e dönüştüğünü ifade etti. Yapay zekânın yalnızca araştırma nesnesi değil, araştırmanın epistemolojik çevresini dönüştüren bir yapı hâline geldiğini belirten Vicente, özellikle medya anlatılarının ve bilim kurgu üretimlerinin toplumsal yapay zekâ tahayyülünü şekillendirdiğine dikkat çekti.

Lina Dencik: “Veri odaklı teknolojiler yeni eşitsizlik biçimleri üretiyor”

Goldsmiths University of London’dan Lina Dencik, “Refah Devletinden Kiracı Devlete mi? Yapay Zekâ Çağında Devlet-Teknoloji İlişkileri” başlıklı konuşmasında, verileşme süreçlerinin toplumsal eşitsizlikler, devlet politikaları ve dijital refah sistemleri üzerindeki etkilerini değerlendirdi. Dencik, özellikle veri odaklı teknolojilerin toplumsal yaşamın merkezine yerleşmesiyle birlikte bireylerin algoritmik kimlikler üzerinden tanımlanmaya başladığını ifade etti.

Dencik, “Verileşmenin, makine öğrenmesinin ve yapay zekânın güncel biçimleri; yalnızca verimlilik ya da gizlilik tartışmalarıyla sınırlı değildir. Bu teknolojiler mevcut eşitsizlik biçimlerini yeniden üretmekte ve bazı grupları orantısız biçimde etkilemektedir. Veri odaklı teknolojiler; bireyleri sınıflandıran, profilleyen ve çeşitli davranış örüntülerine göre değerlendiren kontrol mekanizmalarına dönüşmektedir. Bu durum stereotipleştirme, damgalama ve ayrımcılık gibi sonuçlar doğurabilmektedir” ifadelerini kullandı.

Pandemi sürecinin devlet ve teknoloji şirketleri arasındaki ilişkileri hızlandırdığını belirten Dencik, dijital refah devletinin yükselişine dikkat çekti. Avrupa’da kamu hizmetleri, sağlık, sosyal yardım ve güvenlik alanlarında yapay zekâ destekli sistemlerin giderek daha yaygın kullanıldığını ifade eden Dencik, bu dönüşümün demokratik denetim ve sosyal haklar açısından önemli tartışmaları beraberinde getirdiğini söyledi.

Lina Dencik, “Pandemi, devlet ile dijital teknoloji arasındaki ilişkide kritik bir dönüm noktası oldu. Hükümetler teknoloji şirketleriyle benzeri görülmemiş ortaklıklar kurarak veri altyapılarını genişletti. Bugün refah devletinin geleceğini konuşurken aynı zamanda veri altyapılarının, algoritmik karar verme sistemlerinin ve teknoloji şirketlerinin kamusal yaşam üzerindeki etkisini de tartışmak zorundayız” dedi.

Nick Srnicek: “Yapay zekâ ekonomisindeki en büyük soru değerin nereye aktığıdır”

King’s College London’dan Nick Srnicek ise “Silikon İmparatorluklarının Yükselişi” başlıklı konuşmasında, yapay zekâ ekonomisinin politik boyutlarını ve platform şirketleri arasındaki rekabeti değerlendirdi. Yapay zekânın günümüzde “genel amaçlı teknoloji” hâline geldiğini belirten Srnicek, teknoloji şirketlerinin bu alanda farklı değer yakalama stratejileri geliştirdiğini ifade etti.

Srnicek, “Bugün yapay zekâ ekonomisindeki temel soru, değerin nereye aktığıdır. Şu an için bu değerin büyük ölçüde NVIDIA’da toplandığını görüyoruz. Ancak genel amaçlı teknolojilerin tarihinde ilk kazananlar uzun vadede her zaman hakimiyetlerini koruyamamıştır. Google, Microsoft, Amazon ve Çin merkezli şirketler kendi alternatif ekosistemlerini oluşturarak bu bağımlılığı azaltmaya çalışıyor” dedi.

Yapay zekânın yalnızca teknik bir yenilik olmadığını, aynı zamanda küresel ekonomik rekabetin merkezinde yer aldığını belirten Srnicek, büyük teknoloji şirketlerinin dört temel strateji üzerinden hareket ettiğini söyledi. Bu stratejileri altyapı, öncü/merkez, konglomera ve açık model stratejileri olarak açıklayan Srnicek, yapay zekâ alanındaki rekabetin çok katmanlı bir yapıya sahip olduğunu vurguladı.

Srnicek, “Microsoft gibi şirketler için önemli olan hangi yapay zekâ modelinin kullanıldığı değil; bu modellerin kendi bulut altyapılarında çalışmasıdır. OpenAI gibi şirketler ise belirli modeller etrafında kapalı ekosistemler kurmaya çalışmaktadır. Buna karşılık Meta gibi şirketler açık modeller üzerinden merkezi olmayan inovasyondan faydalanmayı hedeflemektedir. Yapay zekâ dünyasındaki rekabet artık yalnızca teknoloji üretmek değil; aynı zamanda bu teknolojinin ekonomik değerini hangi stratejiyle kontrol edeceği meselesidir” ifadelerini kullandı.

Davetli konuşmacılar oturumu, soru-cevap bölümünün ardından sona erdi. 13. Uluslararası İletişim Günleri / İletişimde Yapay Zekâ: Kuram ve Pratik Sempozyumu, çevrim içi ve yüz yüze gerçekleştirilen akademik oturumlarla devam ediyor.