Reklamcı İbrahim Yoğurtçu, reklamların oluşum sürecini ve etkilerini anlattı
07.04.2022 17:49

Reklamcı İbrahim Yoğurtçu, reklamların oluşum sürecini ve etkilerini anlattı


Haber Üsküdar - Sefa Mert Kahraman

Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Reklamcılık Bölümü tarafından düzenlenen “Reklam Fotoğrafları Bilinçaltımıza Nasıl İşleniyor?” konulu seminer gerçekleştirildi. Moderatörlüğünü Reklamcılık Bölümü’nden Dr. Öğr. Üyesi Cihan Becan’ın yaptığı etkinliğe Argos Reklam ve Tanıtım kurucusu İbrahim Yoğurtçu konuk oldu.

Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Reklamcılık Bölümü'nden Dr. Öğr. Üyesi Cihan Becan'ın düzenlediği “Reklam Fotoğrafları Bilinçaltımıza Nasıl İşleniyor?” konulu etkinlik, Argos Reklam ve Tanıtım kurucusu İbrahim Yoğurtçu'nun katılımıyla gerçekleştirildi. Etkinlikte, reklamların insanları nasıl etkilediği ve bilinçaltına nasıl işlediği konuşuldu. 

“Çok küçük bir alanın içinde yaratıcı bir fikir bulmak zorundayım”

Konuşmasına yaratıcı fikrin nasıl oluştuğunu anlatarak başlayan İbrahim Yoğurtçu, “Bir yaratıcı fikir nasıl oluşur? diye işe başladığımızda tepede çok acayip bir amaç var. O amaç ne? Satış yapmak, para kazanmak. Bunu özellikle vurgulamak lazım. Çünkü yaratıcılık deyince özellikle sektöre yeni girecek öğrenci arkadaşların aklına yaratıcılık dediğiniz anda biraz uçuk kaçık fikirler gelebiliyor. Aslında bu tepedeki satışı arttırmak yani firmanın marka değerini yükseltmek bizim yaratıcılık konusundaki fikirlerimizi de çok törpülüyor. Daha açık bir dille yaratıcılık deyince istediğimiz şeyi çizip, istediğimiz prodüksiyonu, hikâyeyi yapamıyoruz. Kritik nokta ne? ‘Acaba benim potansiyel alıcım hangi fikre daha yatkın?’ O da ne demek: eğer 15-25 yaş arası gençliğe yönelik bir firman varsa, onunla ilgili bir fotoğraf veya bir film projesi yapacaksan o kitlenin ne yediğini, ne içtiğini çok çok iyi bilmen gerekiyor. Sektördeki bazı duayenler şunu diyor: ‘sosyoloji, felsefe biliyorsan, çok okuyup yazıyorsan, sinemaya gidiyorsan, genel bir entelektüel seviye var. Böyle biriysen reklamcı olur, iyi metin yazarsın.’ O zaman bu yaratıcı fikri nasıl oluşturmak lazım? Orada ilk olarak popüler olanı takip etmek zorundayız. Çünkü tepede bir işin iyi ya da kötü olduğunu tartacağımız şey satış. Bir anlamda patrona para kazandırmak. Böyle olunca o yaratıcılık halimiz yavaş yavaş daralıyor. Aklımıza ilk geleni yapamıyoruz. Bu yuvarlak şöyle bir kere daha daralıyor, ‘acaba dünyada yapılmadık iş kaldı mı?’ Firmanız gömlek ya da çikolata üretiyorsa dünyada binlerce, belki on binlerce çikolata firması var. Yapılmamış bir iş olacak. Sonra iç dinamikler var. İç dinamiklerde karşımızda rakipler var. Ustalar ne diyor: ‘bir şeyi yapacaksan rakiplerin ne yapmış takip et.’ Onların yaptığı bir şeyi de yapamıyorsun. Ben, çok küçük bir alanın içinde bir yaratıcı fikir bulmak zorundayım. Dar alanda ilerleyelim, yaptığımız iş yani bulacağımız fikir dikkat çekici olacak, insanları harekete geçirecek ve diğerlerinden farklı olacak” şeklinde konuştu.

“Artık reklamcılık endüstrisi beyne, nörolojiye, psikolojiye hitap ediyor”

Görüntülerin hafızamıza nasıl kazındığı sorusunu cevaplayan Yoğurtçu, “Birincisi iki türlü beynimiz var: ‘İlkel ben’ dediğimiz bütün davranışlarımızı yönlendiren ben, buna ego diyoruz. Reklamcılık endüstrisi artık ona hitap ediyor. Ne demek bu? Diyet yapan birinin tatlı yememesi lazım, dolapta da tatlı var. Senin karakterini oluşturan ilkel ben ile bilinçli benin kavgası başlıyor orada. Bilinçli ben sana diyor ki: ‘çok kilo aldın, yememen lazım.’ İlkel ben sana diyor ki: ‘ne olacak bir tane keşkülü bitirsen?’ Neden öyle diyor? Asla benim uzmanlığım değil, amatörce söylüyorum çünkü insanlık yedi bin yıl evvel meyve ağacı bulunca patlayana kadar yiyordu. O senin iliklerine işlemiş durumda. Uzmanlar diyor ki bütün hayatımız bilinçli, ben ve diğeri arasındaki kavgayla geçiyor. Reklamcılık endüstrisinin o psikolojiye hitap ettiğini düşünün, artık senin o şeyden kaçma şansın yok. Örneğin, arabayla billboardların yanından geçiyorsun. Ne yazıyor? Yine gömlek olsun, isim de verelim: Bisse gömlek yazıyor. Onu beyin algılıyor, atıyor arka tarafa. Gördüğünün de aslında farkında değilsin. Bilinçli ben onun farkında olmadığını zannediyor. Eğer o bilboardın yanından on gün geçtiysen sonrasında o görüntü bilinçsiz olarak beyne işleniyor. Gömlek almaya gittiğinde alışveriş merkezinde dolaşıyorsan orada Bisse gömlek varsa oraya giriyorsun. İlkel ben dediğin şey seni oraya yönlendiriyor ama sen onu bilinçli yaptığını zannediyorsun. Yani artık reklamcılık endüstrisi beyne, nörolojiye, psikolojiye hitap ediyor. İkinci de algoritmalar. On yıldır ortalama hayatımızda sosyal medya var. Orada paylaşımlarda bulunuyoruz, bir şeyleri beğeniyoruz, beğenmiyoruz, aratıyoruz ya da aratmıyoruz. Akan Abdula’ya göre bunların neredeyse yarıya yakını bir veriye dönüşüyor. Senin ne beğendiğinin bir algoritma istatistiğini tutuyor. On yıl boyunca ne beğenip ne beğenmediğini, neyi arattığını bir yazılımın bunu takip ettiğini düşünün ve on yılın sonunda beğendiklerinden, beğenmediklerinden, arattıklarından hayata nasıl baktığını neyi sevip, neyi sevmediğini büyük oranda algoritma bizim önümüze çıkarıyor.Buna hedef kitle analizi diyoruz, kendimiz zaten ele veriyoruz. Bunu algoritma okuyor sonuçta. Yüzde 80-90 oranında nelerden, nasıl hoşlandığını biliyor. Bu algoritmayı da reklamcılık endüstrisinin kullandığını düşünün” ifadelerini kullandı.

“Reklamların etkisinden kaçmak çok zor”

"Yeterince reklam bilginiz olduğu halde reklamlardan etkileniyor musunuz?" sorusuna İbrahim Yoğurtçu, “Bir kere onun kodlarını bildiğin için bu filmde de böyle oluyor onun teknik tarafını bilmen seni daha duyarlı olmaya itiyor ama diğer taraftan etkilenmiyorum desem olmaz çünkü hepimiz insanız. Hele bir ihtiyaç varsa tabii ki daha çok etkileniyoruz. Bu konunun uzmanı olmayan bir insan kadar etkilenmesem de bende etkileniyorum, ondan kaçmak çok zor” cevabını verdi.