Asırları buluşturan kubbe: Sinan’ın mirası, Altuntaş’ın sesi
13.07.2026 14:44

Asırları buluşturan kubbe: Sinan’ın mirası, Altuntaş’ın sesi


Haber-Fotoğraf: Şeyma Dilara DARUVA-Emine Beyza İNAN-Beyza Nur ÖZDEMİR

Bir yanda yaptığı eserlerle yüzyıllardır süregelen mirası taşıyan Mimar Sinan, diğer yanda aynı kubbenin altında sesi yankılanan müezzin Ahmet Altuntaş. Biri taşlara kimliğini işlerken, diğeri aynı mirası sesiyle yaşatmaya devam ediyor.

Yüzyıllardır Üsküdar Meydanı’nda İstanbul Boğazı’nın kalbinde duran Mihrimah Sultan Camii, yalnızca dünyanın dört bir yanından gelen turistleri değil maneviyatı ve biriktirdiği insan hikayelerini de bir potada eritiyor. Bugün caminin kubbelerinden yankılanan ezan sesi iki farklı ama benzer hikâyeyi aynı kubbe altında buluşturuyor. Biri Kayseri’nin Ağırnas köyünden çıkıp dehasıyla Osmanlı’nın hafızasına kazınan Koca Sinan, diğeri ise Trabzon Akçaabat’tan yola çıkıp şehrin kalbine ulaşan müezzin Ahmet Altuntaş.

Küçük bir Anadolu köyünden yola çıkan ve Mihrimah Sultan Camii’nde müezzinlik görevi yapan Ahmet Altuntaş’ın hikâyesi Mimar Sinan’ın ile benzer bir yolculuğun izlerini taşıyor. Köy müezzinliğinden sonra İstanbul’un en önemli selatin camilerinden birinde görev yapmaya başlayan Altuntaş, bunun kendisi için hala bir hayal olduğunu söylüyor.

“Buralara gelmek bir hayaldi”

Mesleğinin ilk yıllarında köylerde görev yaptığını ifade eden Altuntaş, tarihi bir camide çalışmanın hep hayali olduğunu söylüyor. “Benim için buralara gelmek gerçekten hayaldi. Bir gün İstanbul’da görev yapabilir miyim diye düşünürdüm ama bu camii hayallerim için bile hayaldi. Rabbim bana burayı nasip etti. acaba kimin hayır duasını aldım ki bugün burada görev yapıyorum diye hep düşünüyorum.”

“Ziyaretçilerin ilgisi görevimize aşkla sarılmamıza vesile oluyor”

Görev yaptığı sırada yabancı turistlerin ezana olan yoğun ilgisinin dikkatini çektiğini söyleyen Altuntaş, bu hayranlığın kendisini manevi olarak daha da motive ettiğini ifade ediyor. “Ezan okuduğumuz zaman yabancı turistlerin durup bizi izlediğini görüyoruz. Bazıları yanımıza gelip ‘beautiful (güzel), beautiful’ diyor. Bu beni gerçekten çok etkiliyor. Zaten severek yaptığım görevime daha büyük bir aşkla sarılmama vesile oluyor.”

Altuntaş’ın gözlemlerine göre turistlerin camiye bakışı iki noktada yoğunlaşıyor. Bunlardan ilki yapının Mimar Sinan’ın eseri olması, ikinci ise caminin bir kadının adına yaptırılmış olması. Bu durum, dünyanın dört bir yanından gelen ziyaretçilerin ilgisini çekiyor. “Birçok cami valide sultanlar adına yapılmıştır ama bir sultanın kızı adına yaptırılan nadir eserlerden biridir Mihrimah Sultan Camii. Bu durum özellikle turistlerin dikkatini çekiyor. İnsanlar burada hem büyük bir mimarın eserini görüyor hem de Osmanlı’nın aileye ve kadınlara verdiği değeri fark ediyor.”

“Üsküdar’ın manevi ve tarihsel kimliğini güçlendiriyor”

Ahmet Altuntaş, caminin yalnızca mimarisiyle değil, maneviyatıyla da önemli olduğunu vurgularken Üsküdar’ın manevi tarihine Mihrimah Sultan’ın ailesi üzerinden dikkat çekiyor. Aziz Mahmud Hüdayi’nin, Mihrimah Sultan’ın kızı Ayşe Hümaşah Sultan ile evli olduğunu hatırlatan Altuntaş, bu bağın Üsküdar’ın manevi ve tarihsel kimliğini güçlendirdiğinin altını çiziyor: “Bugün Üsküdar’da yalnızca bir mimari eser görmüyorsunuz. Aynı zamanda Osmanlı’nın manevi dünyasını da hissediyorsunuz. Mihrimah Sultan’ın izleri de Aziz Mahmud Hüdayi Hazretleri’nin manevi mirası da hâlâ burada yaşamaya devam ediyor”.

“Turistlerin İslamiyete bakış açıları değişiyor”

Ziyarette bulunan yabancı turistlerin İslamiyet’e bakış açılarının da burada değişilebildiğini anlatan Altuntaş, kültürler arası iletişim çalışmaları yürüten vakıfların ziyaretçilerle yakından ilgilendiğini belirtiyor. İslam’ın kadınlara verilen değerive hoşgörüsünü turistlerin burada daha yakından gözlemlediğini ifade eden Altuntaş, “Buraya gelen insanlar İslam’ın merhametli yönünü görüyor. Kadına verilen değeri fark ediyorlar. Bu da onların düşüncelerini olumlu yönde etkiliyor” ifadelerini kullandı.