Doç. Dr. Hüseyin Ünübol: Korkunun hakim olduğu anlarda korkutucu haberler duymaya eğilimliyiz
28.03.2021 16:42

Doç. Dr. Hüseyin Ünübol: Korkunun hakim olduğu anlarda korkutucu haberler duymaya eğilimliyiz


Haber Üsküdar - Betül Tilmaç

Doç.Dr. Hüseyin Ünübol, Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi öğretim üyesi. Aynı zamanda Üsküdar Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdür Yardımcılığı görevini yürütüyor. Doç. Dr. Ünübol ayrıca Üsküdar Üniversitesi Epidemiyolojik Araştırmalar Grubu'nun bir üyesi. Hüseyin Ünübol ile epidemiyoloji bilimi hakkında bir röportaj gerçekleştirdik ve bu bilim dalını anlamaya çalıştık.

Epidemiyoloji bir bilim dalı olarak ne anlama geliyor?

Kavramsal olarak popülasyon bazlı bazı çalışmalardır. Epidemiyologlar hem toplumsal verilerden hem de öngörülerden yola çıkarak istatistisksel veriler elde ediyorlar, tıpkı TÜİK gibi. Bir yandan da aslında topluma daha detaylı örneklerle seçim şansı sunuyorlar. Tabii bilimsel yöntemler kullanılıyor. Aslında popülasyon bazlı çalışmalar çok zor, ülkenin tüm homojen gruplarına ulaşabilmek için en az sayıda, en verimli kaç kişiye ulaşabileceğini hesaplamaya çalışırlar. Bunun için büyük veri yöntemleri, büyük kümeleme yöntemleri ile hangi haneden, hangi bölgeden, kaç kişiye ulaşılması gerektiği hesaplamaları ile yaparlar bunu.

"Türkiye’de epidemiyolojik araştırmalar yapılamıyor"

Örneklemin evreni temsil etmesi amaçlanır. Bu nedenden dolayı da hem dünya için hem içinde bulundukları ülke için çok özel çalışmalardır. Genellikle bilimsel bir yorum katmak yerine sonuç ifade eder. Türkiye’de şu kadar kişinin hane halkına ulaştık, şu kadar yüzdelikte şu kadar görüş bulundu, şu kadar kişi sigara içti, şu kadar diyabetli hasta var benzeri, nedenleri ortaya koymaktan çok sonuçlarını ortaya koymaya çalışır. Bunun için de büyük veri analiz yöntemleri uygulanıyor. Biz bundan 6-7 yıl önce Sağlık Bakanlığı böyle bir çalışma yapsa nasıl olur üzerine düşünüp projelendirmeye çalışmıştık. Daha sonra Sağlık Bakanlığı çalıştı bu proje üzerinde. Bizden yardım da istemişlerdi o zaman için. Biz de öğrencilerimizi görevlendiririz diye düşünmüştük. Orada analiz yapılabilmesi için Almanya'dan bir firma ile anlaşılacaktı. O dönemde 5000 Avro civarında bir fiyatı vardı verilerin. Verilerin analizi 200.000 Avro'ya ‘a kadar çıkıyordu. O kadar hassas bir iş aslında. O yüzden Türkiye'de epidemiyolojik araştırmalar yapılamıyor.  Çünkü kaynak gerekiyor, artı olarak gerçekten iyi incelemek gerekiyor. Türkiye'de ruhsal alanda uzun süredir gerçek bir epidemiyolojik çalışma yapılamıyor. Ve biz de o nedenden dolayı elimizdeki fırsatları öğrencilerimizle işbirliğiyle kullanabilir miyiz diye düşündük o dönemde. Aslında tam anlamıyla epidemiyolojik çalışma demek zor. Elimizden geldiğince örneklemler oluştrurmaya çalıştık. Türkiyeyi çoğrafi bölgelere ayırarak, hangi coğrafi bölgeden kaç kişiye ve nasıl ulaşacağımızı düşünmemize rağmen tam anlamıyla bir epidemiyolojik çalışma olmadı ama en azından benzeştiğinden söz edebiliriz. Tabii genç popülasyona ulaştık. Normalde yaş gruplarına göre de ciddi anlamda kümelenme yöntemi uygulanır. Eğitim açısından çok farklı örneklemi var bunun. Bizimki o kadar detaylı değil. Ama en azından bir şekilde bizim açımızdan da bir veri ortaya çıktı. Zaten kitaplaştırdık bu verileri. Böyle başladık aslında. Hep aklımızda vardı zaten. Bir ruh sağlığı politikasının oluşturulabilmesi için Türkiye’de ne olup bittiğini görmeniz gerekir. Bu sadece ruh sağlığı için değil, diyabet için de keza öyle, eğitim için de, tarım için de öyle. Bu veriler sizler tarafından üretilen ve tüketilen ne varsa ortaya koymaya ve istatiksel verilerden yola çıkarak politika belirlemeye başlamamıza olanak verir. Sonuç olarak biz de kendimizce bir şeyler yapmaya çalıştık.

Epidemiyoloji bilim dalının tanımladığı meslek, eğitim almadan da yapılabiliyor mu?

Bu bir uzmanlık alanı. Böyle bir şey mümkün değil. Muhtemelen de istatistik ve halk sağlığı üzerinden yola çıkılabilir. Halk sağlığı uzmanı en azından neyi tarayacağını, aşağı yukarı neye bakması gerektiğini bilir. Genel olarak bu veriler istatistiksel bilgilerdir. Istatistik de bilmek gerekir. Büyük bir iş birliği ve kalibrasyon gerektirir. Bu yüzden uzmanlık gerektirir.

Araştırmalarım sonucunda Epidemiyolojik Araştırmalar Grubu oluşturduğunuzu gördüm. Merak da ettim açıkçası. Bununla neyi hedefliyorsunuz?

Üniversitemiz sağlık alanında uzmanlaşmış, kendini ispat etmiş bir üniversite. Yüksek lisans öğrencileri açısından da oldukça zengin. Hem öğrenci profilimiz var hem de mezun profilimiz var. Ve Türkiye’nin muhtemelen birçok şehrine gönderdiğimiz öğrencilerimiz var. Biz de bir şekilde bir projeyle 125 tane öğrenciyle Türkiye’nin bütün illerine ulaşabildiğimiz bir proje yaptık. Ve bunun aslında devamının da gelebileceğine inandık. Ve bunun ardından farklı ölçeklerde lokal olsa da projelerimiz oldu. Ve bunun bir ihtiyaç olduğunu düşünüyoruz çünkü politika belirlemek gerekiyor. Biz de biraz farkındalık yaratalım istedik hem de bu bağlamda çeşitli çalışmalar, araştırmalar yapılabilir diye Epidemiyolojik Araştırmalar Grubu'nu oluşturduk. Aslında birçok resmi olmayan üyemiz var. Mesela "gri cevher" adını verdiğimiz bir grup kurduk. Çeşitli aktivitelerle ilişki içinde devam ediyoruz. Zoom üzerinden, YouTube üzerinden eğitimler veriliyor. 5000-6000 öğrencimiz aktif. Birçok çalışmamızda onların yardımlarını aldık. Farkındalık yarattığımızı düşünüyorum.

Türkiye genelinde Covid-19 psikolojisi üzerine uygulanmış ilk geniş kapsamlı araştırmanın sonuçlarını kamuoyuna duyurdunuz. Projenin kitabı da yayımlanmış. Bize bu kitap hakkında bilgi verebilir misiniz?

Araştırma raporları genelde belirli bazı bilgilerin oransal ifadeleri olur. Sorulan sorular da öyle. Meselâ kadında ne kadar, erkekte ne kadar? Yaş grubuna göre nedir? Eğitim grubuna göre nedir? Farklı bakış açılarına göre tablolarını paylaştığımız, yüzdelik dilim olarak ifade ettiğimiz veri araştırma raporu bunlar. Yorumlar karşılaştırmak açısından yapılır, nedensellik açısından yapılır. Araştırma raporlarıyla genelde veriyi nesne olarak söyleriz. Şu an çeşitli haritalarda gösterilen bazı oranlar var. Meselâ Karadeniz Bölgesi riskli gruplarda yer alıyor. Doğu Anadolu Bölgesi daha az riskli grupta. Bizim kitabımızda yaptığımız analizde Karadeniz’in diğer bölgelere göre daha az korktuğunu, Doğu Anadolu’nun daha çok korktuğunu bulmuştuk. Bunu sonuçlara bakarak şöyle söyleyebilirsiniz Doğu Anadolu daha çok korktuğu için daha fazla önlem aldı veya daha az Covid-19 vakası olan bir bölgeye dönüştü. Meselâ Karadeniz bölgesinde yüzde 15 civarında insanlar “hiç korkmuyoruz” dediler yaptığımız çalışmada. Bence daha dehşet verici bilgi oydu. Demek ki iyi bilgilendiremiyoruz. Biz bu verileri gerekli kurumlara gönderdik, tabii belki de yardımcı olmaya çalışıldı ama gidip maskeni tak deyince de işler çözülmüyor en nihayetinde.

Türkiye genelinde en kapsamlı çalışma olan koronafobi haritası projesini gerçekleştirdiniz. Epidemiyolojik açıdan değerlendirdiğinizde salgınlar bir fobiyi de beraberinde mi getiriyor?

Sonuçta bu çok dinamik bir yapı. Virüs hayatımıza girdi ve büyük bir etkisi olacak. Öteki dönemlerde de görmeye devam edeceğiz bu etkiyi. Birçok paradigmayı değiştirdi bence. İlişki yöntemlerini değiştirdi, eğitim yöntemlerini değiştirdi. Geri dönüşü kaldığı yerden devam etmeyecek gibi görünüyor. İnsanların arasındaki ilişkideki sosyalfobik bir yapıyı bence arttırdı, insanlar artık muhtemelen bundan sonraki aşamalarda birbirleri ile yüz yüze gelme çekincelerini sürdürecekler ve bir süre sonra da sosyal anksiyete de bence artacak ama bir yandan da çeşitli haberlere olan duyarlılığımız bence artabilir. Karantina, özgürlüğümüzün kısıtlanmasıyla ilgili birtakım şeyleri değiştirebilir beklentilerimizde. Ama koronavirüs fobisi bir sağlık anksiyetesi bağlamında ne olacak tam anlamıyla kestirmek zor. Obsesif tarafları olan insanların obsesyonları bir şekilde arttı. Kaygılı insanların takıntılar arttı. Bazı insanların da rahatlığı arttı, umursamazlığı arttı, yok sayması arttı. Bir şekilde hep birlikte şunu gördük; insani ilişkilerde bir azalma, duygusal kontrolde azalma ve bence öfkede artma ve insanların tahammülsüzlüğünün de artması söz konusu diye düşünüyorum. Bu daha da büyük bir sorun gelecek için.

Bu bilim dalıyla ilgili haberler hakkında neler söyleyebilirsiniz? Haberlerde bilgilerin doğru verildiğini düşünüyor musunuz? Sansasyonel ve tartışmalı haberler çok oluyor mu? Sansasyonel veya yanlış bilgilere dayalı haberler yayımlandığında bir uzman olarak bu yanlış haberlerle nasıl mücadele ediyorsunuz?

Dünyada çok fazla kirli bilgi var. Korkunun hâkim olduğu ortamda algı da çok yanlı oluyor. 10 tane bilgi var diyelim doğru bile olsa siz işinize geleni görebiliyorsunuz. Korkunun olduğu anlar insanın kendini daha çok korumaya çalıştığı ve daha korkutucu haberler duymaya eğilimli olduğu ve yönlendirmeye de açık olduğu durumlardır. Düşünme eyleminin düştüğü dönemlerdeyiz. O yüzden de tabii kirli bilgi var. Kirli bilgiden daha önemlisi kirli bilginin insanı çok fazla etkileyebileceği bir atmosferdeyiz. İnsanlardaki o belirsizlik artık ne olursa olsun herhangi bir şeye inanma motivasyonuna neden oluyor. Bir an önce bu belirsizlik gitsin de rahatlayalım istiyoruz. İnanmayı seçebiliyoruz. Meselâ birisi diyor ki, bu aşının içerisinde çip var bizi etkileyecek. Bazı insanlar bu durumdan da hoşnut oluyor. Kızsa da korksa da etkileniyor insan. Sosyal medyada sövmek için de malzeme çıkıyor. Bütün vaktimizi buna harcamış, bir süre sonra da tüketilmiş oluyoruz. Doğru olduğunu bildiğimiz bir bilgiyi savunurken yanında eşantiyon başka bilgileri de öğreniyoruz ya da karşı olduğunu düşündüğünüz bilgide de sırf onu reddetmek için diğer bilgileri de reddediyoruz. Karmaşıklığa sürüklüyor bizi. Bence ülkenin veya merkezlerin doğru bilgi yayıp yaymadığını ölçebilecek bir dönemden çıktık. Bizim ilgilenmemiz gereken şey, kendimizi bu gibi durumlardan nasıl korumalıyız? Herkesin yalan söyleme potansiyeli var, bunun bizim hayatımızdaki realitede ne kadar etkisi var? Biz kendimizi koruduğumuz sürece başkası ilişkimizde iyi olmaya devam ediyor. Ama korumadığımızda etkileniyoruz, öfkeleniyoruz. Sonra trafikte en basitinden önümüze gelene bağırabiliyoruz bu dolulukla. O yüzden, mümkün olduğunca sosyal medyada geçirdiğimiz vakti daha olumlu geçirmeliyiz. Bu tür bilgilere ulaşmak için değil ama ulaşsak bile bunların bizi doğrudan etkilemesine izin vermeden, birkaç görüşü aynı anda takip ederek, biraz da uzaklaşarak kendimize yön vermeliyiz. Bu yüzden şu an hiçbir bilginin doğru olup olmadığını söyleyemiyorum.

Gazeteciler uzmanlık alanınızla ilgili olarak size ulaştıklarında anlattıklarınızı doğru aktarıyorlar mı? Sorun yaşadığınız oluyor mu? Oluyorsa bunun nedeni nedir? 

Benim başıma öyle bir durum gelmedi, herhangi bir sorun yaşamadım.